25 Şubat 2021 Son güncelleme saati 16:09 GMT پنجشنبه 07 اسفند 1399
22 Şubat 2021 09:05
Hüseyin Vodinalı -Yorum Türkiye’nin NATO şizofrenisi
FHA- Hiç mi düşünmüyorsun arkadaş, bu Amerika senin kendini savunman (SAVUNMA) için aldığın bu sistemden neden bu kadar rahatsız!

FHA- Yazıya bir fıkrayla başlayalım: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Başkanlığın İzmir Bölge Müdürlüğü’nde NATO Uzmanlar Grubunun "NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik" başlıklı raporunun ele alındığı bir panel düzenlendi.

Fıkra bitti.

Başka bir fıkra daha...

Aynı toplantıda konuşan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, ABD’nin teröre verdiği desteği kınarken, Türkiye'nin bu yılbaşında "NATO'nun mızrak ucu" olarak da bilinen Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Gücü'nün (VJTF) komutasını devraldığını anımsattı.

Bu fıkra da bitti.

Bir de belgesel yayınımız var:

Gara’da PKK tarafından kaçırıldıktan sonra 6 yıldır rehin tutulan 13 devlet görevlimizin şehit edildiği PKK mağaralarını, ABD ordusundan Yüzbaşı Chuck Barnes komutasındaki 5 kişilik askeri mühendis ekibi inşa etti. Bu ekip, Kandil’de uzun süre görev yapan ve PKK’nın üst düzey yöneticileri Murat Karayılan ve Cemil Bayık ile yakın temas halinde olan Amerikan Özel Kuvvetlerden Albay Alan J. Miller’in emrinde çalıştı. Albay Miller, Irak’ın Kandil, Sincar, Gara bölgesinden Suriye’nin Haseke ve oradan Deyrezzor’a uzanan hattın nasıl kullanılması gerektiğini planlayan kişidir. (Gürbüz Evren – 13 Şehit ve ABD’nin Rolü /VeryansınTV)

Tuttuğumuz mızrağın ucu bize batıyor anlayacağınız.

Son duyduğum bir başka fıkrayı da aktarmadan edemeyeceğim:

Türkiye F-35 programında kalmak için Amerika Birleşik Devletleri'nde lobi şirketi tuttu. Savunma Sanayi Başkanlığı'na (SSB) bağlı SSTEK Savunma Sanayi Teknolojileri şirketi, Washington DC'nin en prestijli hukuk firmalarından biri olan Arnold & Porter'la 6 ay için 750 bin dolara anlaştı.

Bu fıkra da bu kadar.

F35’lerin bir halta yaramadığını artık tüm dünya biliyor.

Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş, bunu detaylarıyla binlerce kez anlattı. (Karataş Paşa’nın konuya ilişkin son twiti: 1. #F35 projesine geri dönmek veya paranızı kurtarmak için 750K dolar lobi hizmeti yetmez. 2. #F35 programına #Türkiye şimdi dönmek istese ve kabul edilse bile en erken 2025'de ilk uçağını alabilir. 3. #MMU #TF23 önceliğimiz devam etmelidir. 4. Aşırı sevinenlere duyurulur.)

Ama biz hala, Türkiye’nin hava savunması için elzem olan S-400 füze savunma sistemimizi nereye saklayacağımızı tartışıyoruz.

Aman efendi Biden kızmasın bizi yakar sonra ha!

Hiç mi düşünmüyorsun arkadaş, bu Amerika senin kendini savunman (SAVUNMA) için aldığın bu sistemden neden bu kadar rahatsız!

Neden basit bir öz savunma meselesini tüm ilişkilerin orta yerine bir şantaj malzemesi olarak koyuyor!

Çünkü stratejik düşman da ondan.

Adamlar senin toprakların üzerinde bir kukla devlet kurmak için uğraşıyor. Bunun için 1980’den beri yapmadıkları pislik kalmadı. Bu planlara karşı çıkanları yok ettiler. 1993 yılında peşi sıra en önemli gazetecimiz Uğur Mumcu’yu, en önemli komutanımız Eşref Bitlis’i alçakça suikastlarla şehit ettiler. PKK teröründe görevli-sivil onbinlerce vatandaşımızı yitirdik.

Hala ABD ile anlaşmanın peşinde AKP hükümeti.

Yahu adamlar gözüne rapor sokuyor, rapor.

ABD’nin en etkili ve yarı resmi düşünce kuruluşu Brookings Institute, son yayımladığı raporunda “Yeni bir hükümet seçilene kadar ABD Türkiye üzerindeki baskıyı sürdürmeli” diyor.

Rapor, “Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için Ankara’nın düşmanlarıyla işbirliğini geliştirmeyi” de öneriyor.

NATO konusunda da ‘kullan at’ yöntemi öneriliyor:

"NATO’nun yapısı işi zorlaştıracak olsa da, üye ülkeler Ankara’nın veto gücünü kötüye kullanmasını önleyecek mekanizmalar hakkında ciddi düşünmeye başlamalı.”

Öve öve bitiremediğimiz NATO’nun sahibi sözde müttefikimiz bize açıktan düşman.

Şizofrenik bir durum.

Katatonik bir vaziyet.

Son bir fıkra daha; NATO’da daimi temsilcilik görevi yapmış üç eski büyükelçimiz, (Üzümcü, İldem, Ceylan) “NATO’suz Türkiye” başlıklı bir rapor kaleme almış ve NATO’yu savunma görevlerini üstlenmişler. Rapordan bir kısmı alıntılıyorum:

“Gara’da tanık olunan insanlık dışı katliamın acısının ulusumuzca yüreklerde paylaşıldığı ülkemiz bakımından önemli bir husustur. Böylesine önemli dönüşümlerin vücûd bulacağı bir ortamda 70 yılı aşkın geçmişinde başarısını ve gücünü kanıtlamış bir İttifakın içinde bulunması Türkiye’nin çıkarınadır.”

Sesli güldüm.

Aslen siyasi bir (Amerikan) vesayet örgütü olan NATO bizim için hep baş belası oldu.

Soğuk savaşta SSCB’nin önüne yem diye atıldık.

Sinir sistemimizin içine girildi.

SüperNato işi Yeşil Kuşak ve Turancılık hareketleriyle güzelim Atatürk Cumhuriyeti’nin altı ve içi oyuldu.

Soğuk Savaş bitti, bu kez eski solculara çengel atıldı, bir sürü ikinci cumhuriyetçi liberal Batı eksenli sömürge aydınları türedi.

Albay Ralph Peters’in BOP haritası yine bir NATO toplantısında açıldı. Atatürk’ün resmi NATO tatbikatında hedef yapıldı. NATO, Türkiye’de Gladyo kod adıyla kanlı terör eylemleri yaptı. Asala, PKK ve Dinci terör örgütlerinin arkasında hep ABD ve NATO üyeleri vardı.

ABD Başkanı Biden, şimdi de İsrail üzerinden Körfez Arapları ile bize ve bölgemizdeki ülkelere düşman bir NATO Middle East (NATO ME) yani Ortadoğu NATO’su kurmanın peşinde.

Biden ekibi aynı zamanda Çin’e karşı da Japonya,Hindistan ve Avustralya ile birlikte bir NATO South Asia (NATO SA) yani Güney Asya NATO’su kurmak istiyor.

Sömürgeciliğin yeni adı bu pespaye NATO anlayacağımız.

ANAVATANDAN MAVİ VATAN’A

Bu fıkralar yeterince ikna edici değilse, size oturaklı bir kitap önerisinde bulunacağım.

Türkiye’nin nadide stratejistlerinden, Mavi Vatan kavramının isim babası E. Tümamiral Cem Gürdeniz’in “Anavatandan Mavi Vatan’a” isimli son kitabını okuyun. Özellikle de 315. sayfasında NATO’yu anlattığı, “Vatana ihanet demokratik hak mıdır?” başlıklı bölümü iyi okuyun:

“Misak-ı Milli; Kafkas Seddi’nin yıkılması; Sathı müdafaa doktrini; Ordulara Akdeniz direktifi; Dersim’in Tunceli yapılması; Boğazlar ve Hatay’ın geri alınması; Balkan Antantı; Sadabad Paktı; Mustafa Kemal’in jeopolitiğinin göz alıcı örnekleridir.

Türkiye’de bu genel kuralın dışına çıkıldığı dönemler olmadı mı?

Oldu.

Özellikle NATO üyeliği sonrası Atlantik emperyalizminin kontrol ve komutasında gelişen Türk Devlet aygıtı, zaman zaman çok ciddi hatalar yaptı.

Örnekler verelim:

Türk topraklarında nükleer Jüpiter füzelerinin yerleştirilmesi.

NATO deniz sorumluluk alanlarının dağıtımında sadece Karadeniz bölgesine razı olunması.

Silahsız statüde egemenliği Yunanistan’a devredilen adaların silahlandırılmasına kayıtsız kalınması.

1963 yılında yaşanan kanlı Noel olayına kadar Akdeniz ve Ege’nin öncelik almaması.

1980 sonrası üretim ekonomisinin terk edilerek neoliberal sisteme teslimiyet, aynı dönemde Evren hükümetinin Yunanistan’ın NATO’ya dönmesine karşılıksız izin vermesi.

Türkiye’nin Brzezinski doktrini paralelinde Yeşilkuşağa ve İslamizasyona terk edilmesi.

F tipi ABD destekli yapılanmaya pek çok hükümetin izin vermesi.

AB üyesi olmadan gümrük birliğine girilmesi.

Çekiç Güç’e izin verilmesi.

2002 sonrası Amerikan askerlerinin Türk topraklarında üs kurmalarına izin veren şubat tezkeresinin geçmesi.

ABD ve AB destekli FETÖ orkestrasyonunda kumpas davalar sürecine destek verilmesi.

Ege’de egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklarda Türk egemenliğinin tesisi için gerekli devlet uygulamalarının hukuki ve diplomatik alanlarda hayata geçirilmemesi.

Güneydoğu’da açılım süreci.

KKTC’de Annan Planı’na destek.

Kürecik’te X Bant Radar üssü kurulması.

Libya’ya müdahale kararı; Suriye’de Esad’dan Esed’e dönüşüm politikası gibi jeopolitik sonuçlu hatalar, maalesef tarihimizin kara kaplısında kötü sicilli yerlerini aldılar.”

Bu kez gülmedim, ağladım.

Nokta...