23 Eylül 2020 Son güncelleme saati 02:35 GMT چهارشنبه 02 مهر 1399
16 Eylül 2020 10:01
Arap medyasında Doğu Akdeniz krizi: İmkansız çözüm
FHA- Türkiye’yle Yunanistan arasında başlayan Akdeniz krizinin bir tarafında da bundan etkilenecek olan Arap ülkeler var.. Bu nedenle, Arap medyasının bu konuyu nasıl değerlendirdiği önemli…

FHA- Doğu Akdeniz nedeniyle Türkiye-AB gerginliği, Türkiye destekli Libya Ulusal Mutabakat Hükümetinin Mısır temasları ve Rus Bakan Lavrov'un Şam ziyareti, Arap basının öne çıkan gündemleri oldu. İşte Evrensel’de yer alan o yazı:

 

Ali KARATAŞ
Kays ABBAS

Türkiye ile, özellikle başta Yunanistan olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri arasında Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginlik, Batı Libya heyetinin Mısır temasları ve Rus heyetinin Şam ziyareti, Arap basınında önemli yer işgal eden konular oldu.

Lübnanlı Akademisyen Muhammed Nureddin, “Doğu Akdeniz’de imkansız çözüm ve yasak savaş” başlıklı makalesinde, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı ve her yıl 45 milyar dolar ithalat zorunluluğunun Doğu Akdeniz gerginliğinin tırmanmasının temel sebebi olduğunu yazdı. Nureddin ABD’nin ise ikili oynadığına dikkat çekti.

Londra’da yayımlanan el Arab gazetesi ise Türkiye’nin Avrupa’yla tırmanan gerginliğinin, ordunun Doğu Akdeniz’de yakında çıkabilecek bir askeri çatışma konusundaki ısrarını yansıttığı iddia etti. Yazıda ABD’deki Lehigh Üniversitesinde uluslararası ilişkiler profesörü olan Henry J. Barkey’in  bölgede deniz kuvvetleri ve güçlü bir ordusu olan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki zenginlikleri elde etme konusunda ısrar etmesi durumunda deniz çatışmasının artmasını beklediği yorumuna yer verildi.

ARAP BİRLİĞİNE ELEŞTİRİ

Birleşik Arap Emirlikleri’nden sonra Bahreyn’in de “İsrail’le normalleşme” kervanına katıldığı bir süreçte, Arap Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı eleştiri konusu oldu. Al Kuds al Arabi başyazısında, pusulayı İsrail’den saptırmanın şu anda BAE’nin başını çektiği kuşatma ve normalleşme ekseninin ana gündemi olduğu belirtildi.

"ÖFKE VOLKANI" LİDERLERİ MISIR’DA

Türkiye’yi yakından ilgilendiren diğer bir gelişme Türkiye’nin desteklediği Batı Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) yetkililerinin Mısır ziyaretiydi. Al Arap al Cedid gazetesi, Türkiye yönetiminin desteğiyle başlatılan “Öfke Volkanı” harekatına liderlik eden iki ismin de bu ziyarette yer aldığını yazdı. Mısır, General Halife Hafter’i desteklemesine rağmen son dönemde UMH ile kurduğu ilişkiler Libya krizinde artan etkisinin bir ifadesi.

LAVROV, SEKİZ YIL SONRA ŞAM’DA

Rus heyetinin Şam ziyareti, haftanın dikkat çeken diğer gelişmesiydi. Rai al Youm gazetesi başyazısında, Rus şirketlerle imzalanmak üzere 40 anlaşmanın hazırlandığı ifade edilerek, “Bunlardan en bariz olanı yeniden imarda kullanılmak üzere Doğu Akdeniz’deki Suriye sularından petrol çıkarmak için bir Rus şirketi ile yapılan anlaşma. Bu ziyaret, Suriye’deki yeniden inşa operasyonlarının başlangıç düdüğünün çalındığı ve savaşın yok ettiğini yeniden inşa etmek için süper güç Rusya’nın milyarlarca dolar pompalama taahhüdüyle Amerikan ekonomik ablukasının kırıldığı bir ziyarettir” denildi.  

 

İMKANSIZ ÇÖZÜM VE YASAK SAVAŞ

Muhammed NUREDDİN
al Halic

Washington, Türk donanması ile tatbikat yapıyor. Kıbrıs Rum Kesimi’ne silah sağlama yasağını kaldırarak çözümü, barışçıl köklü bir çözüm olmaktan uzaklaştırıyor.

Türkiye’nin, Yunanistan ile arasındaki Doğu Akdeniz’deki gerginliğin tırmanması, bu hafta yeni bir zirveye ulaştı. Türkiye, başlangıçta Suriye’nin İdlib sınırından Yunanistan sınırına onlarca tank taşıdığını duyurdu. Türk medyası, konvoyların imajını bir güç gösterisi olarak göstermeye istekliydi. Ardından Türk ordusu ile Kuzey Kıbrıs Türk kuvvetleri arasında “Akdeniz Fırtınası” adı verilen manevralar başladı. Tatbikat kara, deniz ve hava silahlarını kapsıyordu. Tatbikat, kesin bir şekilde Türkiye’nin karşısında duran Yunanistan’dan Kıbrıs Rum Kesimi’ne ve Fransa’ya ateş ile verilen bir cevaptı.

Askeri hamlelere, Türk arama gemilerinin enerji için çalıştığı bölgelerde Türk deniz gücünün güçlendirilmesi eşlik etti. Atina, burayı münhasır ekonomik bölgesinin bir parçası olarak görüyor.

Ankara ise milli güvenliğine, tarihi ve yasal haklarına yönelik tehdit olarak gördüğü endişelerini yansıtıyor. Sevilla haritasını, askeri ve ekonomik güvenliğine bir tehdit olarak görüyor. Bu, Avrupa Birliği tarafından resmen kabul edilmeyen, ancak Birlik’in tüm ülkelerinin münhasır ekonomik bölgelerinin resmi bir haritasıymış gibi Birlik kurumlarının çoğu sitesinde yayınlanan bir haritadır.

Harita, Avrupa Birliği üyesi oldukları düşünülerek Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların ekonomik ve deniz sınırlarını çizince, Türkiye karşı durdu. Yunanistan ve Kıbrıs’ın Rum bölgesi  Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgesini genişletirken, Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesi neredeyse kıyılarına yakın alanlarla sınırlı kaldı.

Türkiye, bunun haklarıyla tutarlı olmadığını görürken, Avrupa, Türk kıyılarına yakın Yunan adalarının kendi ekonomik bölgelerine sahip olma hakkını savunuyor.

Bu denizcilik anlaşmazlığında uluslararası hukuk standartlarına dönersek, uluslararası hukukun farklı yorumları nedeniyle kimse bir sonuca varamayacaktır. Bu aynı zamanda Fırat, Dicle ve Nil Nehirleri de dahil olmak üzere nehirlerin bölünmesi veya bu nehirlerin sularıyla ilgilenen ülkeler arasında onlarca yıl önce tanık olduğumuz anlaşmazlıklar için de geçerlidir.

Fakat Doğu Akdeniz’deki Türk gerginliğinin tırmanışı nereye ulaşabilir?

Aslında Türkiye’nin bu pozisyonu, Türkiye’nin enerji üretmeyen ve ithalatı için yıllık 45 milyar dolardan az olmamak üzere fatura ödeyen bir ülke olmasından kaynaklanıyor. Doğu Akdeniz devasa bir enerji zenginliği ortaya çıkardığı sürece, Türkiye bu fırsatı kaçırmak istemiyor. Ve sorun askeri bir çatışmaya yol açsa bile, uluslararası hukukun öngördüğü şey ne olursa olsun, mümkün olan en geniş alanda keşif yapmak istiyor.

Bununla birlikte, bir çatışma uzak bir olasılık. Yunanistan, Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen, Avrupa Birliği, gerginlik alanlarında askeri çatışma konusunda kararlar alma yeteneğini henüz göstermiş değil. Benzer şekilde, ABD, Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki herhangi bir askeri çatışmanın Fransa’yı ve diğerlerini Yunanistan’ı desteklemeye sürükleyebileceğinin farkındadır. NATO’nun iki veya daha fazla üyesi arasında bir savaşın çıkması Washington’un Atlantik Paktı için kırmızı çizgisidir. Çünkü bu, ittifakın çökmesi veya misyonlarının zayıflaması anlamına gelir. O zaman en büyük yararlanıcılar, Amerika’nın Rusya ve Çin gibi muhalifleri olacaktır. Bu nedenle Amerikan pozisyonu ikili oynuyor gibi görünüyor: Washington, Türk donanması ile ortak manevralar yapıyor ve aynı zamanda Kıbrıs Rum Kesimi’ne silah tedarik etme yasağını kaldırıyor. Böylelikle askeri bir çatışma dışarda tutulurken, kökten barışçı bir çözüm de uzaklaştırılmış oluyor.

 ARAP LİGİ VE AB: TÜRKİYE’YE KARŞI SEFERBERLİK NEDEN?  

Al Kuds al Arabi
Başyazı
Filistin Sivil İşler Bakanı Hüseyin el Şeyh, Arap Birliği devletlerinin dışişleri bakanları toplantısında ortaya çıkan tavrı doğru bir şekilde ifade ederek, “Birlik, hiçbir şey doğurmadı. İsrail dışında bölge ve bölgedeki herkesin kınamalarıyla karşılaştı” dedi.

Gerçek şu ki pusulayı İsrail’den saptırmak, şu anda Birleşik Arap Emirlikleri’nin başını çektiği kuşatma ve normalleşme ekseninin ana gündemidir. Bu eksen, İsrail ile yakınlaşmayı haklı çıkarmakta ve İsrail işgal devletiyle, hızla güçlenmeye başlayan ticari, ekonomik ve askeri çıkarlarını gerekçe göstererek Filistin’den ve halkından uzaklaşmaktadır. Bu durum aynı zamanda iki yakın komşusu olan Türkiye ve İran’la ihtilafı da açıklıyor.

BAE, İran’ın üç adasını işgal ettiği bahanesiyle İran’la sorun yaşıyorsa; Suudi Arabistan Yemen savaşında ya da Lübnan’daki nüfuz mücadelesinde Tahran’ın müttefikleriyle karşı karşıya geliyorsa, Türkiye ile çatışmasının sebebi nedir? Neden onunla yakınlaşmak istemiyorlar, askeri ve teknik uzmanlığından da yararlanmıyorlar? Ekonomide ve turizmde iş birliğine gitmiyorlar?

BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el Otaiba’nın Yediot Aharonot gazetesinde İbranice yayımlanan son makalesine göre, İsrail ile yakınlaşmanın ve Türkiye ile kanlı rekabetin nedeni; “İslami genişleme” dediği şeye karşı durma gerekliliğidir. Sanki BAE, Suudi Arabistan, Mısır ve Bahreyn İslami ülkeler değilmiş gibi. Sanki son 1400 yıldır İslam, bu ülkelerin halklarının dini ve kültürel ve medeniyet bileşeni ve onu İsraillilerle birleştiren şeyin Filistinlilerle birleştirdiğinden daha büyük değilmiş gibi.

KAHİRE’DEKİ BATI LİBYA HEYETİ: MISIR İLE ATEŞKES VE KOORDİNASYONUN KURULMASI

Adel Najdi
al Arab al Cedid
Özel Mısır kaynakları, Kahire’de Batı Libya’dan resmi bir damga taşıyan bir heyetle devam eden görüşmelerde ele alınan önerilerin niteliğini ortaya çıkardı. “Öfke Volkanı” operasyonundan iki askeri liderin yer aldığı heyet, (Mısır) Genel İstihbarat Teşkilatının üst düzey yetkilileriyle görüştü.

Mısır ile koordinasyon, Kahire’nin terörizm ve aşırılık yanlısı unsurlarla mücadeleyi ve bunların Libya’daki resmi kurumlara sızmasını önlemeyi dikkatle takip ediyor. Kaynaklar, Batı Libya ve Ulusal Mutabakat Hükümeti ile resmi ilişkilerin yeniden harekete geçirilmesi yönünde önemli ilerleme kaydedildiğini belirtti. Kaynaklar, muhtemelen İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın Mısır İçişleri Bakanı Mahmud Tevfik ve Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Abbas Kamil’in de katılımıyla ortak güvenlik dosyalarını tartışmak için resmi, duyurulan bir toplantı düzenlemek için görüşmeler yapıldığını söyledi. Siyasi görüşmelere dönüşün olması her iki tarafın niyetini gösteriyor.

Görüşmede, batı bölgelerindeki Mısırlı işçilerin durumuna da değinildi

Kaynaklar ayrıca, Libya heyeti üyelerinin, krizin hızla sona ermesine katkıda bulunabileceği için Kahire’yi desteklemeye çağıran bir vizyona sahip olduğunu ortaya koydu. Libya delegasyonunun Mısır’ı, Libya krizindeki aktif rolü ve doğudaki Milislerin Lideri Halife Hafter üzerindeki etkisi nedeniyle süreci desteklemeye çağırdığını kaydetti. Mısır tarafı ile güvenlik dosyalarıyla ilgili görüşmelerin Batı Libya bölgelerindeki Mısırlı işçilerin durumuna değindiği ve onlara gerekli güvencenin sağladığı ifade edildi.

Libya delegasyonu; (Tobruk) Temsilciler Meclisi üyeleri, Yüksek Devlet Konseyi üyeleri ve Misrata’dan askeri kabile liderlerinden 301’inci Tugay Komutanı Fahim bin Ramadan ve Sirte sınırındaki Shuka Ekseni Komutanı Tuhami Al-Jatlawi’den oluşuyor.

ABD, Libya’daki çatışmayı çözmek için Birleşmiş Milletler öncülüğündeki çabaları teşvik etti. Bu çabalara tüm Libyalı liderlerin katılmasını umduğunu söyledi. Afrika’daki Amerikan Askeri Komutanı (AFRICOM) Stephen Townsend, çarşamba günü Ulusal Mutabakat Hükümeti Savunma Bakanı Selahattin el Nemruş ile yaptığı görüşmede, ülkesinin Birleşmiş Milletler öncülüğündeki süreç çerçevesinde Libya-Libya diyaloğunun devamına verdiği desteği doğruladı.

RUSYA ABD ABLUKASINA KARŞI ŞAM’DA

Rai al Youm
Başyazı
Başbakan Yardımcısı Yuri Borisov liderliğindeki Rus heyetinin pazartesi günü Şam’a yaptığı ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüştüğü yıldırım ziyaret; “Dost zor günde belli olur” sözünü doğruladı. Çünkü ziyaret abluka ve “Sezar Yasası” çerçevesinde Suriye’ye uygulanan Amerikan yaptırımları nedeniyle zorlu ekonomik koşullar altında gerçekleşti.

Heyete katılan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un varlığı, bu ziyarete büyük önem kattı. Özellikle Lavrov sekiz yıldır Şam’ı ziyaret etmediği için siyasi bir boyut da kattı. İdlib’deki durumla ilgili Rus-Türk görüşmeleri, ortak manevralar ve İdlib’deki terörist gruplar ile “ılımlılar” arasında bir ayrım sağlayan anlaşmayı Moskova’nın uygulama taleplerine Türkiye’nin yanıtının sızdırıldığına dair gelen haberlerin bir sonucu olarak netleşen bazı fikir ve bilgilere sahip olması gerekir.

Bakan Lavrov’un Suriyeli mevkidaşı Velid Muallim ile düzenlediği basın toplantısında ortaya çıkan en önemli cümle, birinci ağızdan ifade ettiği “Ekonomik ablukayı atlatacak mekanizmaların uygulanması” sözleri oldu.

Borisov’un çantasında enerji, petrol ve tarımı yeniden ayağa kaldırmak için 40 ekonomik proje mevcuttu. Bunlardan en bariz olanı yeniden imarda kullanılmak üzere Doğu Akdeniz’deki Suriye sularından petrol çıkarmak için bir Rus şirketi ile yapılan anlaşma.

Bu ziyaret, Suriye’deki yeniden inşa operasyonlarının başlangıç düdüğünün çalındığı ve savaşın yok ettiğini yeniden inşa etmek için süper güç Rusya’nın milyarlarca dolar pompalama taahhüdüyle Amerikan ekonomik ablukasının kırıldığı bir ziyarettir. Amerika’ya ve İsrail işgal devletine mesaj gönderen bir taahhüttür. Suriye ve yeniden yapılanma süreçleri, Rus liderliğinin geçmesine izin vermeyeceği kırmızı bir çizgidir.

Rusya, Doğu Akdeniz’de, özellikle Suriye kara sularında petrol ve doğal gaz aramaya başlayacak şirketleri aracılığıyla, bölgedeki herhangi bir ihtilafta meşru bir ortak ve önemli bir taraf haline geldi. Hem kendi çıkarlarını hem de Suriyeli müttefikinin çıkarlarını her şekilde ve yöntemle koruyacaktır.

Rus diplomasisinin başı Lavrov’un, Türkiye ve ABD ile ilişkilerine yönelik cebinde bir çok fikir var. Belki de kendisiyle görüşmesi sırasında Suriye Cumhurbaşkanına bilgi vermiştir. Lavrov, sekiz yıl aradan sonra, yetki alanı dışında kalan yeniden inşa projeleri hakkında konuşmak için Şam’a gelmedi.

Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye spektrumunun çeşitli renklerinin temsilcilerini, hükümeti ve muhalefeti (Kürt tarafı hariç) içeren Anayasa Komitesinden başlayarak, Suriye krizini çözmek için Soçi siyasi yolunu şahsen desteklemektedir. Önerilen anayasanın yapısı ve 2023’te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri hakkında yeni fikirlerin olması pek olası değildir.

Abartmak istemiyoruz ve diyoruz ki, ABD’nin 65 ülkeyi ve yüz milyarlarca doları seferber ettiği rejimi devirme planını engellemek için “Rus askeri kurtarması”ndan bu yana belki de en önemli ziyarettir. Ortak basın toplantısının ayrıntılarında izlenebilecek ilk göstergeler bu konuda çok şey gösteriyor. Belki de Suriye lirasının fiyatı, bu bağlamda bir “termometre” olacaktır ve önümüzdeki dönemde değer kazanması  olasıdır.