23 Eylül 2020 Son güncelleme saati 03:04 GMT چهارشنبه 02 مهر 1399
3 Eylül 2020 12:56
İsmail Bendiderya--Yorum Aşura Günü’nden Bir Kesit
FHA- Âşura gününün en önemli ve en can yakıcı anlarından biri de Hz Hüseyin'in -s- bütün yarenleri şehid düşüp de tek başına kaldığında; binlerce atlının karşısına dikilip o zalimler güruhuna o can alıcı soruyu sorduğu andır…

FHA- Yazilimedya.com Genel Yayın Yönetmeni İsmail Bendiderya'nın kaleme aldığı "Aşura Günü'nden Bir Kesit" başlıklı yazısında Hz. Peygamber'in (saa) gözünün nuru Hz. Hüseyin'in (as) şehadetinde Ehlibeyt dostlarının tuttuğu yasa dikkat çekti.Bendiderya yazısında şu ifadeleri kullandı:

Âşura gününün en önemli ve en can yakıcı anlarından biri de Hz Hüseyin'in -s- bütün yarenleri şehid düşüp de tek başına kaldığında; binlerce atlının karşısına dikilip o zalimler güruhuna o can alıcı soruyu sorduğu andır:


“Hel minnasıri yensoroni?”

“Aranızda, bana yardım edecek yok mu?”

İmam Hüseyin’in -s- son anda bile bu zalimler sürüsünü uyandırmaya çalışması düşündürücüdür…

Hümanizmin utandığı andır bu…

   ***

O, zerrece ölümden korkmadığı ve orada şehit düşeceğini çok iyi bilmesine rağmen, hala inanılmaz bir tevazu göstermekte, kibirlenmemekte, asla kin ve nefret taşımamakta ve onların içinden birini olsun, insanlaştırma çabasını sürdürmektedir.

Evet, bütün yarenleri  tek tek şehit olduktan sonra; özellikle yiğit kardeşi Hz Ebulfazl –s- Abbas  şehid olduktan sonra Hz İmam Hüseyin -s- Kerbela'da,  tepeden tırnağa silahlı 30 bini aşkın süvari karşısında tek başına kaldı..

Çocuklarla kadınların ağlayışı kulağını tırmalıyordu… 

Çadırdaki çocukların, susuzluktan inleyen bebeklerle analarının, bütün yakınları gözlerinin önünde tek tek katledilen çocuklarla kadınların ağlayışlarını ve feryatlarını duyuyordu…

Bu yüzden o zalim güruhun karşısına çıkıp tekrar  “Hel minnasıri yensoroni?” diye seslendi 

“İçinizde; Allah Resulü'nün Ehlibeyt’ine yardım edecek kimse var mı?” 

   Zalimler güruhunun karşısında sorulan bu soru o kadar can yakıcı, o kadar acı bir soruydu ki, karşısındaki Yezit ordusundan büyük bir velvele yükseldi…

 Ehlibeyt’ in kadınlarıyla çocuklarının bulunduğu çadırlardan gelen ağlama sesleri de artmıştı…

İşte bu sırada, oğlu İmam Zeynel Abidin Seccad’ ın çadırdan çıktığını gördü…  

   ***

Ağır hasta olduğu için ayakta duramıyor, kılıcına yaslanarak yürümeye çalışıyordu…

 Zırhı bile üzerinde değildi… 

İmam Hüseyin -s- Hz Zeynel Abidin'in -s- bu halini görünce gözleri doldu…

 Halası Ümmü Gülsüm hemen peşinden koşup İmam Seccad’a engel olmaya çalıştı:

- Aman! Sakın ola, gitme! Senin bu meydana gitmemen gerekiyor!

 Ayakta güçlükle duran İmam Seccad -s- zayıf bir sesle ona döndü:

 -Hala! Baksana; babam yardım arıyor! O katillerin ortasında tek başına kalmış! Ben, ceddim Hazret-i Resulullah'ın evladını bu katiller güruhu karşısında nasıl yalnız bırakırım?

  Bu sırada Hz Hüseyin -s-  atının üzerinden kızkardeşi Ümmü Gülsüm'e seslenerek onu çadıra geri götürmesini söyledi:

 -Kardeşim! Sakın onu bırakma! Yeryüzü Allah'ın hüccetinden boş kalmamalı! Onun yaşaması gerekiyor!

Bunu duyan Hz Zeynel Abidin İmam Seccad’ın -s- gözleri doldu: 

-Baba! ; dedi; neler söylüyorsun sen? Sen orada tek başına kalmışken ben nasıl yaşarım?! Bu katiller güruhu karşısında senin yanında savaşıp seni korumak ve uğrunda can vermek istiyorum; beni bundan mahrum etme!

İmam onu sakinleştirmeye çalıştı:

- Sen ağır hastasın… Bak, ayakta duramıyorsun..Bu halinle cihat  sana farz değildir… Üstelik, benden sonra Allah'ın yeryüzündeki hücceti sensin…  Çadırına dön! Senin hayatta kalman gerekiyor!

İmam, atından inip, hasta oğluyla vedalaştıktan sonra onu çadıra götürdü; kardeşi Hz Zeynep ile Ümmü Gülsüm’ emanet etti ve onlara sabırlı olmalarını tavsiye edip şöyle buyurdu:

- Rabb'im sizleri bu katiller güruhun elinden kurtarsın! Allah sizin sonunuzu hayırlı eylesin inşallah! Düşmanlarınızı azaba düçar etsin… Ve, böyle olacak, bundan emin olun! Şu Kerbela çölünde başımıza gelen bütün bu belalara sabredip katlanmanız Allah katında sizin için muazzam ecirler ve sevaplar yaratmıştır, bunu bilesiniz ve sakın bundan şikayetçi olmayasınız! Şikayetçi olursanız sevabınız azalır.

İmam Hüseyin -s- bunu söyledikten sonra atına binip savaş meydanına dönmek isteyince Hz Zeynep gözyaşlarını tutamadı:

 -Biraz dur ağabey! Dedi.. Acele etme…  Biraz yavaş; ne olur… Dur biraz seni bir kez daha doyasıya seyredeyim… Dur da vedalaşalım, ne olur o ölüm meydanına koşmak için acele etme…

  Belki de insanlık tarihinin gördüğü en can alıcı vedalaşma idi bu.. 

Hz Zeynep -s- için tahammülü en zor anlardan biriydi…

 Kerbela'da unutulması en zor anlardan biri…

Ağabeyini bir daha göremeyeceğini biliyordu…

   ***

Hz Zeynep bir türlü ağabeyinden ayrılmak istemiyor; onu kucaklayıp öpüyor, ellerini kollarını öpüp kokluyordu..

 Ehlibeyt hz Zeynep'e sarılıp ondan sabırlı olmasını istediler.

Hz Zeynep İmam Hüseyin'e dönüp; 

-Ağabey! Dedi; annemiz Fatma'nın böyle bir anda yapmamı istediği bir vasiyeti var… 

İmam şefkatli bakışlarla ona bakınca Hz Zeynep ağabeyinin boynuna sarıldı:

-Annem, sen şehadete yürürken bizlerle vedalaştığında, seni boğazından öpmemi istedi..

İmam eğildi; Hz Zeynep onun boğazından öptükten sonra gözyaşları içinde, ama dimdik ve vakur adımlarla çadırına döndü.

İmam atına binip, mahmuzladı, hiç tereddüt etmeden, karşısındaki azgın ordunun üzerine doludizgin sürdü Zülcenah’ı…

Tek başına; ama bir dağ gibi vakur ve cesurdu…

O, Allah’ın Arslanı Hz Ali’nin oğluydu.. Dalkılıç önüne geleni devirip kılıçlarla mızraklar deryasına vurdu kendisini.. 

Yiğitçe, gözünü kırpmadan kılıç sallayıp savaştı…

 O sırada orada bulunan askerlerden biri, Hz Hüseyin'in vücudunda tam 72 öldürücü yara olduğunu söyleyecek ve “Buna rağmen bizimle savaşmaya devam ediyordu” diyecekti…

   Üzerine yağan ok ve mızrak yağmuru altında atından düşünce, çakallar sürüsü etrafını sarıp dört bir yandan acımasızca vurmaya başladılar…

 Kan deryası içindeydi…

Usulca eyerden sıyrılıp attan yere düştü…

Şimr adlı bir melun, imamın sakalından tuttu ve 12 kere bıçağını sallayarak mübarek başını vücudundan ayırdı…

 O gün Kerbela'da bulunan ve küçük yaşta bir çocuk olan İmam Bakır -s- uzaktan bu olayı dehşet içinde seyrettiğini söyler… 

 “Dedem Hüseyin'i öylesine vahşice öldürdüler ki; insanlıktan zerrece nasibini alan biri; vahşi bir hayvanı bile öyle öldürmez…”

 İmamı katleden Yezid ordusu yine görülmemiş bir vahşilikle;  atlarını onun başsız cesedi üzerine sürüp cesedi paramparça edinceye kadar atlara çiğnettiler…

 Kafirler güruhu geriye çekildiğinde ortada sadece bir et parçası; kanlar içinde kalan bir et yığını vardı..

 İmam’ın Zülcenah isimli atı; bu kanlı et yığını etrafında dönüp duruyor, üzerindeki oklarla mızraklara aldırmadan ağlarcasına kişniyor, ikide bir eğilip yerdeki kanlı mübarek cesedi kokluyor, yelesini İmam’ın kanına sürüp tuhaf sesler çıkarıyordu… 

 Vefakar hayvan, sonunda acı bir kişneme ile dolu dizgin çadırlara doğru koşmaya başladı…

   ***

 Zülcenah’ın sesini duyan Hz Zeynep, Hz sakine'ye  “Baban geldi galiba!” dedi sevinçle… “Çocuklara su getirmiştir mutlaka…”

  Sakine dışarı çıkıp da Zülcenah’ın eyerini boş ve kanlar içinde görünce ağlamaya başladı; yaralar içindeki atın yelesine sarıldı:

 -Babam nerede? Onu nerede bıraktın?

 Acı sesler çıkaran atın yüzünü okşayıp ağlamaya başladı…

Zülcenah’ın kanlar içindeki yelesini ve yüzünü okşayıp duruyor ve  “Babam nerede?” diye soruyordu durmadan..

   Çadırlardaki Ehlibeyt kadınları Sakine'nin etrafını sardılar, onlar da Zülcenah’a sarılıp ağlamaya başladılar…

 Küçük Sakine gözyaşları içinde “Ah Zülcenah!” diyordu “Babama su verdiler değil mi? Onu susuz öldürmediler, değil mi?”

 Sakine babasına o katillerin bir yudum su vermediğini bilmiyordu…

Hz Resulullah’ın hediyesi olan Zülcenah, çadırlarla Hz Hüseyin'in paramparça olan mübarek cesedi arasında delice gidip geldi o gün…

   ***

Selam olsun susuz şehid Hüseyn’e…

Onun pak evlatlarına,

Vefalı ashabına,

Onunla birlikte Cennet-i Alâ’ya yükselen tertemiz şeref sembolü büyük ruhlara…

Allah’ın ve meleklerinin, arşın ve ferşin laneti Yezid’e ve onun emrine uyup Cennet Gençlerinin Efendisi’ni şehit eden o zalimler güruhuna…