24 Ocak 2021 Son güncelleme saati 23:36 GMT يکشنبه 05 بهمن 1399
27 Kasım 2020 20:12
Cübbeli CNN’de: Türkiye’de silahlanan Selefi Örgütler Artışta
FHA- 'Cübbeli' olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın konuğu oldu. Cübbeli, "silahlanan selefi dernekler" iddiası ile ilgili savcılığa verdiği bilgilere açıklamalarda bulundu.

FHA- “Türkiye’deki çoğu tarikatlara ve özellikle de Selefilere kesinlikle dışarıdan para geliyor, Körfez ülkelerinden kesin geliyor.” Diyen Cübbeli, IŞİD, El Nusra..vb gibi tekfirci terör örgütlerinin epey zamandır Türkiye’ye geçtiğini ve Türkiye’yi de “kafir bir devlet” olarak tanıdıkları için bu ülkede büyük bir iç savaşın maşası olarak kullanılacaklarını, bunları ifşa ettiği için Haksöz vb Selefici grupların bu açıklamalardan rahatsızlıklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Ulusal medyada çıkan haberlerden aldığım 5 yeri emniyetteki ifademde gösterdim. Mescidin ortasında silahı çekmiş adam misal. 5 dosya ile gittim oraya çeşitli resimlerin haberlerin olduğunu. Ben bildiğim şeyleri anlattım. 

Ben adres veremem dedim ama biliyorum da veremem demedim. Bilmediğim için veremem dedim. Ben Adıyaman'daki adresi aklımda tutmadım. Bunlara kesin kaynak dışarıdan para geliyor. Körfez ülkelerinden kesin geliyor. Biz bu süreci başlatınca sosyal medya hesaplarını bir bir kapatmaya başladılar.

 

'Cübbeli Ahmet Hoca' olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, CNN Türk'teki Tarafsız Bölge programında “silahlanan selefi dernekler” iddiası ile ilgili savcılığa verdiği bilgilerle ilgili olarak açıklamalarda bulundu.

Ahmet Mahmut Ünlü'nün açıklaması şu şekilde:

81 mescit bir dernekte olunca '2 bini bulur' dedim fakat dernek lafından dolayı kamuoyundan özür dilerim. Ben bunu naklettim. Burada yapılanma var. 'Ben adres veremem' dedim ama biliyorum da veremem demedim. Bilmediğim için veremem dedim. Ben Adıyaman'daki adresi aklımda tutmadım. Bu lafımdan dolayı 'hiçbir bilgi veremedi, bomboş çıktıya' çevirdiler. Halbuki ben silahları görüntüleriyle kitap evinin görüntülerini verdim. Sadece benim dediğimi yazdılar. Bana bir şey demediler.
Arkadaşlar bana dediler ki; Sen bu ifadeye gideceksin herkes peşine düştü bu işin. Sen bu ifadeyi verirken 5-10 tane klasör yapmıştın kendine göre toparladıklarını ver, sonra bizim ismimizi ver. Benim birlikte çalıştığım arkadaşlar. Derneklerinde sohbet yaptığım 30 senelik hukukum olan yapı. Her yerde selefilere karşı faaliyetleri var bu arkadaşların.
Emniyet çağırdığında 'mecbur gideceğim' dedim. Kendi toparlamamı yaptım.
Ben ifademde dedim ki "Falan soyadlı kişiye ben güveniyorum bu arkadaşlar çok detaylı araştırma yapacaklar. Benim dosyama ilişik olarak atfediyorum" dedim.
25 Eylül'de ben gittim 2 haftada onlar gitti. Bizim arkadaşlara sürekli telefon ettim. 'Gittiniz mi?' gitmediniz mi diye. 15 günde tamamen dökümanlar hazırlandı. 13 Ekim günü bu arkadaşlar gitti. 757 sayfaya imza atıp verdiler. 13 bin 99 sayfa da döküman verdiler.

İÇİŞLERİ ESKİ BAKANI: 47 YAPILANMA VAR

 Türkiye’de Selefi yapılarla ilgili 47 oluşumun olduğunu ifade eden İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu, "2016'dan 2020'ye selefi örgütlerden 5000 bine yakın kişi gözaltına alındı. DEAŞ'ın üst düzey bir emiri daha gözaltına alındı, daha sonra açıklayacağız. Kanıtı buluyoruz, operasyonu yapıyoruz. Selefi örgütlerle ilgili 47 yapılanma var. Yaklaşık 28 dernek ve vakfa operasyon yaptık. Cübbeli Ahmet Hoca 1-2 güne bildiklerini anlatacak. Selefi örgütlerin arkasında bir yapı var." dedi.

 

   ***

27 Eylül 2020 tarihli Yeni Akit gazetesinin yer verdiği ve Cübbeli’nin savcılık-emniyet ifadesinin detaylarını konu edinen haberi aynen iktibas ediyoruz:

CÜBBELİ AHMET HOCA'DAN SELEFİLERLE İLGİLİ FLAŞ AÇIKLAMALAR!

'Selefi dernekler silahlanıyor' iddiasıyla gündeme oturan Cübbeli Ahmet Hoca, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Cübbeli Ahmet Hoca, 'Selefi dernekler silahlanıyor' şeklindeki iddiasına ilişkin açıklamada bulundu.

Emniyet'te dün 3 saat kadar oturduklarını, her biri 3-4 sayfadan ibaret olmak üzere 5 tane dosya götürdüğünü belirten Cübbeli Ahmed Hoca, soruların konuşmasındaki kelimeler üzerine yoğunlaştığını ifade etti.

CNN'de konuşmasının çözüldüğünü, moda mod kelimesinin üzerine gidildiğini söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca, katıldığını televizyon programında, bu kelimeler üzerinden Batman'da kimleri kast ettiğinin sorulduğunu söyledi.

Batman ve Adıyaman üzerinde durulduğunu, 2000 hususunun sorulduğunu belirten Cübbeli Ahmet Hoca, orada da adını verdiğini, bir kişinin kendisine dernek olarak bilgi verdiğini, bu kişinin devlette memuriyeti olmayan ama bazı camialarda görev yapmış biri olduğunu bildirdi.

"Selefiler çok arttı"

Cübbeli Ahmet Hoca, DAEŞ'in kendisi üzerinde hazırlığının olduğu gibi bu kişinin kendisinen bazı bilgiler verdiğini ifade ederek, Selefilerin çok arttığını, 2 bin kadar dernek olduğunu söylediğini aktardı.

Kendisi ile yol kenarına çekecek arabada konuştuklarını söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca, bunun doğru bir bilgi olduğunu, kendisinin nakilci bir insan olduğunu, nakilciliğe hocalığından alıştığı için, kelimesi kelimesine anlattığını belirtti.

"Dernek lafını nakletmiştim ama aslı yapılanma"

Bunun iki yıl önceki konu olduğunu söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca, bu kişiye telefon ettiğini, bu lafı naklettiğini, şimdi işin ciddiyete bindiğini bildirdi.

"Onlar da bilirler ama bu çokluktan kinaye bir laftır' dedi. Çokluktan kinaye olunca dernek lafının resmi bir yapılanmadır." ifadelerini kullanan Cübbeli Ahmet Hoca, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun da suç görmeden müdahalede bulunamayacaklarını söylediğini anımsatarak durum böyle olunca da dernek lafıyla bunun bağdaşmadığını, yapılanma olduğunu söyledi.

Emniyetin kendisine '2 bin lafını nereden biliyorsun' sorusunu yönelttiğini vurgulayan Cübbeli Ahmet Hoca, kendisinin de 'falan abimiz' dediğini, onu tanıdıklarını, o 'abinin' bir 2 bin lafı telaffuz ettiğini, kendisinin de bu olay üzerine telefon ettiğini, 'tehlikenin boyutlarını beyandır, çokluktan kinayedir' dediğini söyledi.

Üç vasiyet

Cübbeli Ahmet Hoca, İslam alemini, vatanımızı tehdit eden üç vasiyet ettiğini, FETÖ'yü kastederek bunlardan birinin diyalogcuların misyoner faaliyetlerine yol açıp insanların hıristiyanlaşmasına ve dolayısı ile ülkenin bölünmesine neden olması olduğunu ve bunun çıktığını bildirdi.

İkinci olarak Ehl-i Beyt ismi altında Sünni müslümanların Şiileştirilmesi olduğunu söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca, hepimizin Ehl-i Beyitçi olduğunu, ancak Ehl-i Bey mezhebinden bahsedildiğini, belirtti. Üçüncü uyarısının selefi düşünce adı altında Vehabiliğin aşılanması olduğunu ifade eden Cübbeli Ahmet Hoca, kaç defa televizyonlara ihtar çektiğini, kendisinin tarikat lideri, şeyh y da hatmi şerif yaptırma görevlisi olmadığını, Mahmut Efendi Hazretleri'nin talebesi olduğunu bildirdi.

"Alparslan Türkeş, Mahmut Hoca'nın ifadelerini okumuş"

Cübbeli Ahmet Hoca, Emniyet'te bu hususta çalıştığı 3-4 kanalının olduğunu, reddiyelerle ilgili olduğu için, Ebu Haris'in kendisine reddiye yapıp tekfir ettiğini belirtti.

Bu adamın, İzmir'deki selefi vasat kitabevinin başındaki adam olduğunu, bu devletin 'kafir' olduğunu ileri sürdüğü, patates soğan bile soysa askerlik yapmanın hükmünün 'kafirlik' olduğunu, devletin imamlarının 'kafir' olduğunu iddia ettiğini bildiren Cübbeli Ahmet Hoca, bunların sesli kayıtlarının da olduğunu söyledi.

Senelerdir bu adamlara kürsüden reddiye yaptıklarını ifade eden Cübbeli Ahmet Hoca, bu devletin devletleri olduğunu, Mahmut Efendi'nin kendilerine hep bu şuuru verdiğini, askerliğe gitmek için beklediğini bildiklerini, böyle bir Mahmut Efendi'nin yetiştirdiği talebeler olduklarını bildirdi.

Mahmut Efendi'nin evlerinde Alparslan Türkeş'le görüştüklerini aktaran Cübbeli Ahmet Hoca, Türkeş'in 'Sizin 80 darbesinde ifadeleriniz alındı. Hep ifadelerinize baktım, inceledim' dediğini, İfadelerinde devlete, millete, vatana zarar verecek hiçbir ifadelerini görmediğini, Allah'ı da devleti de kızdırmadıklarını söylediğini ifade etti.

"Kur'an'ı inkar etmiyorum' derse kafir olmaz"

Emniyet'te bunu nereden bildiğini sorduklarını belirten Cübbeli Ahmet Hoca, kendisinin de sosyal bir insan olduğunu, seveninin çok olduğunu söylediğini belirtti.

Malatya, Van, Tokat, İzmir'dekilerin oradakileri bildiğini, kimseye kafir demediklerini, 'Müslümanım' diyen hiç kimseyi tekfir etmediklerini vurgulayan Cübbeli Ahmet Hoca, bu adamların 'kafir' derken şu anda savcı olan birine 'Bu kanunlar şeriata göre değil, laik düzene göre olduğu için' hepsinin kafir olduğunu söylediğini belirtti.

Ehl-i Sünnet'in Allah'ın indirdiğinin hak oduğunan inanmayanlara 'kafir' dediğini aktaran Cübbeli Ahmet Hoca, bir adamın cami imamı da olsa, Mekke'de imam da olsa, 'Kur'anın bu hükmü yanlıştır, geçerli değildir, kabul etmiyorum' derse bu adamın kafir olduğunu bildirdi.

Cübbeli Ahmet Hoca, böyle şeyhlerin de bulunduğunu, bir adamın 'Ben memurum önümde bu kanunlar var. Mer'i hukuka göre karar veriyorum. Ama ben Kur'an'daki hükümlere inanıyorum. İnkar etmiyorum' derse bu adama kafir demediklerini söyledi.

Selefilerin 'kafir' anlayışı

Kendilerinin namaz kılmayana kafir demediklerini bildiren Cübbeli Ahmet Hoca, Selefilerin ise amele, namaz kılmayana, kabir ziyareti yapana, tarikata girenlere kafir dediğini belirtti.

"Bunların dolayısıyla karıları boş olmuştur diyor." ifadesini kullanan Cübbeli Ahmet Hoca, şu anda bunların hep serbest konuştuğunu, Youtube'da olduğunu, adamın tarikata girmişse, kabir ziyareti yapmışsa o zaman karısının nikahsız olduğunu ileri sürdüklerini söyledi.

"Kocalarınızdan boşsunuz, gelirseniz sizinle ilgileniriz' diyorlar"

Ebu Haris'in 'biz ilgileniriz' dediğini aktaran Cübbeli Ahmet Hoca, milyonların kadınlarına 'Kocanız kafir, tarikata giren de, demokrat olan da, kabire giden de kafirdir, boşsunuz. Gelirseniz sizinle ilgileniriz' dediklerini bildirdi.

"DAEŞ'in Ezidilere yaptıklarına çok üzüldüm"

Bir selefinin whatsapp'tan 6 bin müşriği; yani müslümanı selefi yaptığını söylediğini aktaran Cübbeli Ahmet Hoca, Selefiliğin altyapısını bildiklerini, Çeçenistan, Afganistan, Irak, Suriye'yi bildiklerini, Yemen'in bittiğini ve bunları hep selefilerin bitirdiğini vurguladı.

Selefilerin askere gidene, çocuğunu askere gönderene kafir dediğini aktaran Cübbeli Ahmet Hoca, DAEŞ'in Ezidileri sürdüğünü, Ezidilere 'gavur' diyerek karılarını cariye yaptıklarını, bu duruma çok üzüldüğünü, tüm müslümanların ırzına tecavüz ettiklerini, namazlı abdestli adamları niye kabre gitmiş diye aldıklarını belirtti.

"Selefileri güvenlik sorunu olarak görüyorum"

Tarikatlardaki sapıkların arttığını, Cincileri gündeme getirdiğini vurgulayan Cübbeli Ahmet Hoca, ama bunları güvenlik sorunu olarak görmese de selefiliği güvenlik sorunu olarak gördüğünü bildirdi.

Selefi temaülünü küçük görmemek gerektiğine vurgu yapan Cübbeli Ahmet Hoca, dernek değil, yapılanma dediğini, selefi olduğu kesin olan bir derneğin, 81 ilde mescidi olduğunu, bunların silahlı olduklarına dair görüntülerinin, İzmir'dekilerin Menzil sofilerine sokağın ortasında bıçağını çektiğinin haberlerde çıktığını bildirdi.

Bunların Diyanet camisi olmadığını, belirten Cübbeli Ahmet Hoca, 'dernek' lafını duyarak naklettiğini fakat Emniyet'te yapılanma kelimesini söylediğini, derneğin denetimi olduğunu ama bunun yapılanma olduğunu söyledi.

Cübbeli Ahmet Hoca, Adıyaman'daki İslam çayocağından da iki kardeşin çıktığını ifade etti.

"Selefi zemini silahlanmaya müsaittir"

Cübbeli Ahmet Hoca,Halim Şahinoğlu'nun kıymetli bir insan olduğunu, tanıyanların tanıdığını, Milliyetçi camiaların çok iyi bir kişi olarak bildiğini, vatansever bir insan olduğunu, bu noktada kesretten kinaye dediklerini söyledi.

10 sene evvel yazdığını vurgulayan Cübbeli Ahmet Hoca, Fatih'te bir kitapçı olduğunu, çocukluğundan bu yana 3-5-10 kişi olduğunu, taban bulamadığını, Osmanlı coğrafyasında taban bulamadığını, ancak şimdi internette olduğunu bildirdi. Selefi zemininin silahlanmaya müsait olduğunu bildiren Cübbeli Ahmet Hoca, Selefinin ilerlemiş evresinin El Kaide, DAEŞ olduğunu belirtti.

İdeolojide kalırsa bir şey demediğini, ama kalmadığını vurgulayan Cübbeli Ahmet Hoca, 1980 yılından beri ilahiyatlarda, imam hatiplerde 'mezhepler üstü bir din' diye anlattıklarını, Türkler Maturidi Hanefi, Kürtler Şafi, Eşhari ikisinin de hak olduğunu, meselenin bulunmadığını söyledi.

"FETÖ bu kavramları kirletti"

Bir arkadaşlarının Kastamonu'da ağır hasta olunca gelemediğini, dolayısı ile listelerini kıyas edemediklerini ifade eden Cübbeli Ahmet Hoca, bunların sofilere silah çekenini gördüklerini, hangisinin devlete, memura kafir dediğini, hangisinin silahlı eyleme giriştiğini, buna devletin bakacağını, kendilerinin devlete 'Burada selefi yapılanma var' dediklerini kaydetti.

Bunların DAEŞ'e eleman mı devşirdiği, silahlarının mı olduğu konusunun devletin işi olduğunu vurgulayan Cübbeli Ahmet Hoca, arkadaşlarla listelerini hazırladıklarını, çıkarılacak olanların bulunduğunu söylediklerini, bir de isim benzerliğinin çok olduğunu ifade etti.

FETÖ'nün 'hizmet, cemaat' adlarını kirlettiğini bildiren Cübbeli Ahmet Hoca, artık bu lafları kullanamaz olduklarını, Selefilerin de tevhid, vahdet, takva gibi isimleri doldurduğunu, bunun da işlerini sora soktuğunu söyledi.

Emniyet'in bildiğinin tabii ki çok olduğunu söyleyen CÜbbeli Ahmet Hoca, emniyetin kendilerine 'Siz bildiğinizi verin' diyerek bilgilerine başvurduklarını belirtti.

"Devlet tarikatleri, cemaatleri izlemeli"

İfadesinde bu listenin kimden alacaklarını adını soyadını verdiklerini söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca, bu kişinin çalışmasıyla beraber yapılan mukayeselerde sahada bulunarak yapılmasını, çünkü bazı isimlerin kurban gitmemesini istedi.

Devletin bu yapıları, her cemaati, tarikatı izlemesi, dinlemesi gerektiğini söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca, bunların 'askere çocuğunu gönderme' mi dediğinin izlenilmesi gerektiğini ifade etti.

"Çay ocağından iki kişi canlı bomba oldu"

FETÖ üzerine uyarı yaptığını, 7 yıl sonra kafamıza bomba yağana kadar 'secdeye varan adamdan zarar gelmez' denildiğini ancak memleketin az daha gidiyor olduğunu söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca, kendisinin bunun bedelini ödediğini, 1 yıl hapis yattığını, DAEŞ meselesinde risk aldığını, devamlı Emniyet'ten 'dikkat edin' diye ikaz edildiğini, kendisinin direkt tehdit almadığını ancak adamın zaten 'doğruyacağız kıtır kıtır' dediğini aktardı.

Adıyaman'da İslam çay ocağı açtıklarını, Adıyaman halkını tenzih ettiğini, çok huzurlu bir kent olduğunu belirten Cübbeli Ahmet Hoca, bu çay ocağının dernek mi olduğunu sordu, olmadığını bildirdi.

Cübbeli Ahmet Hoca, bu yapılanmada İslam çay ocağına geldiklerini, orada ayetler filan açıldığını, Cuma olduğu zaman kapıya çıkıp birinin ezan okuduğunu, cumaları kendi kıldıklarını, bunların 40-50 kişi olduğunu ifade etti.

Adıyaman halkının bundan rahatsız olduğunu, belediyenin kapattığını kaydeden Cübbeli Ahmet Hoca, buradan çıkan iki kardeşten birinin Suruç katliamında canlı bomba olduğunu, burada 32-34 can kaybımızın olduğunu, öbür kardeşin ise Ankara Garı'nda canlı bomba olduğunu, 102-104 arası can kaybımız olduğunu, HDP mitinginde de bunların yaptığını belirtti.

"Kürtler amel bakımından çok yüksektir"

2016 haberinde Emniyet raporunun 'Şu anda sayıları 10-20 bin arası' dediğini, 2 kişinin meydan muhaberesi çıkarttığını söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca, raporun şehirleri söylediğini, en fazla Ankara, Konya merkezleri, Adana olduğunu, Diyarbakır'ın 94 olduğunu aktardı.

Kürtlerin de İslamiyet amel bakımından çok yüksek olduğunu bildiren Cübbeli Ahmet Hoca, Diyarbakır'da tarikatlar ve orada bulunan dini faaliyetlerin, "diyelim ki medreseler, seydalar var, şeyhler var", bunun çoğunluğu binde 999'a yakınının ehli sünnet çizgisinde olduğunu bildirdi.

Güneydoğu'daki, Doğu'daki hocalar ve şeyhlerin, terör örgütü PKK'nın Marksist-Leninist olduklarını, camilerine zarar verdiklerini söylediğini ifade eden Cübbeli Ahmet Hoca, "keşke onlar zamanında devletimiz tarafından onore edilseydi" dedi.

   ***

 

 EMNİYET TEŞKİLATI RAPORUNDA VAR

Türk medyasında yer alan habere göre Türkiye Emniyet İstihbarat Dairesi’nin ‘gizli’ Türk selefiler raporunda çarpıcı bilgiler yer alıyor. MİT verilerine dayanarak hazırlanan rapora göre Nisan 2011'den beri Irak ve Suriye’ye 2750 Türk selefinin gidip geldiği, halen bölgede 1211 kişinin bulunduğu, bunlardan 749’unun IŞİD, 136’sının ise Nusra Cephesi’nde (NC) olduğu, bugüne kadar 457 Türk’ün bölgede öldüğü anlatıldı.

Grupların yanı sıra; ailevi, sosyal şartlar ve internetteki propaganda nedeniyle münferiden radikalleşen ve çatışma bölgelerine gidenlerin de olduğu anlatıldı. Türkiye’den gidenlerin sayısının Tunus, Suudi Arabistan ve Ürdün seviyesinde olduğuna dikkat çekilen raporda, “Bu, ülkemiz açısından bir tehdit niteliği taşımaktadır. Söz konusu grupların kısa vadede kollektif bir şekilde hareket edememesi bir avantaj teşkil etmektedir” denildi.

TÜRKLERE KÜÇÜK ÇAPLI SORUMLULUKLAR VERİLİYOR
 
Rakka’da Türk selefi yerleşimli IŞİD içinde üst düzey bir Türk’ün bulunmadığı, Türklere küçük çaplı sorumluluklar verildiği kaydedildi. Radikallerin Suriye’deki çatışmanın yarattığı “cazibeden” her geçen gün daha fazla etkilendikleri belirtilerek, “Ganimet elde etme, evlenme ve şehit olma saiklerinin Suriye’ye yönelimi cazip hale getirdiği görülmüştür. DEAŞ’ın Haziran 2014’te hilafeti ilan etmesinin, anılan kesim açısından, hayallerindeki İslam Devleti beklentisini somutlaştırdığı ve İslam’ın hakim olduğu topraklarda İslami yaşam sürme söyleminin motive edici etki yarattığı, örgütün Suriye’ye hicret edenlere ev/toprak tahsisi ve maaş ödemesi gibi uygulamaların nispeten etkili olduğu izlenmektedir” denildi.

Raporda, özellikle 2014 yılından sonra bölgeye gidiş gelişlerin arttığı, örgütle bağlantılı lojistikçiler veya kaçakçıların yardımıyla sınırı geçtikleri, çatışmalarda yaralananların tedavi için Türkiye’ye döndüğü ifade edildi. Dönenlerin kimliklerini gizledikleri ve yardım çalışması gibi insani mülahazalarla Suriye’ye geçtiklerini söyledikleri kaydedildi.

Kimi cihatcıların zamanla ailelerini de yanlarına aldıkları anlatılarak, “belli bir yoğunlaşma gözlenmemekle birlikte Türklerin daha ziyade Rakka ile Türkiye sınır hattına yakın bölgelerde ikamet ettikleri, nispeten yerleşik bir hayata geçtikleri” vurgulandı.

KONYA, ANKARA VE ADANA

En çok selefinin çıktığı ilk üç şehrin Konya, Ankara ve Adana olduğu saptanan raporda, Doğu ve Güneydoğu’dan gidenlerin İç Anadolu’dan gidenlerin yarısı oranında olduğu belirtildi. Bu durumun, Doğu’daki tarikat ve cemaat varlığının çok güçlü olmasından ve Hizbullah taraftarlarının çatışma alanlarına soğuk bakmasından kaynaklandığı ifade edildi.  Hürriyet Gazetesi’ndeki bir yazıya göre, Irak ve Suriye’deki selefilerin il il dağılımı şöyle:

Konya (629), Ankara (342), Adana (286), İstanbul (191), Gaziantep (143), Diyarbakır (94), Bursa (87), Van (71), Bingöl (57), Kayseri (54), Hatay (45), Adıyaman (44), Malatya (40), İzmit (33), İzmir (26), Erzurum (23), Mersin (21), Samsun (16), Trabzon (14), Antalya (11), Kars (9), Kahramarmaraş (8), Şanlıurfa (8), Elazığ (6) Sivas (5)

İşte o konuşmanın videosu:

https://www.cnnturk.com/tv-cnn-turk/programlar/tarafsiz-bolge/cubbeli-ahmet-hoca-olarak-bilinen-ahmet-mahmut-unlu-tarafsiz-bolgeye-konuk-oldu

   ***

 

DİYANET İŞLERİ NE DİYOR?

Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü resmi sitesinde yayınlanan bir çalışmada şöyle deniliyor:

İslam Dünyasında Yeni Dinî Hareketler

Yrd. Doç. Dr. Faruk SANCAR Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

​Çağdaş dönemdeki Selefiyye terimi, herkesin gaye, hedef, beklenti ve stratejisine göre anlamı genişleyebilen bir mahiyete sahiptir. Bu itibarla söz konusu terimin bir mezhebin ismi olmaktan ziyade bir düşünce, paradigma hatta bir ideolojiyi ifade eden şemsiye bir kavram olduğu söylenebilir. Bu sebeple Selefilik derken aslında tek bir Selefilikten bahsedilemeyeceği de önemle vurgulanmalıdır. 

Genelde Selefilerin özelde ise yeni Selefi/cihatçı grupların siyasi ideolojilerini oluşturan zihniyetin temel iman kabulleriyle ilişkili olduğunu söylemek zorundayız. 

Selefçi/cihatçı grupların son otuz yıl içerinde uyguladıkları tedhiş eylemlerinin muhataplarının ve sebep oldukları ölümlerin %80'inin Müslüman bireyler olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu zümreleri böylesi soğukkanlı şekilde Müslüman kanı dökmeye iten inanç dinamiklerinin tespit edilmesi önem arz etmektedir. 

İSLAM dünyasının son iki asırdır yaşadığı siyasi ve toplumsal travmaların en belirgin yansımalarını yeni birer dinî hareket olarak tanımlanabilecek neoselefi cereyanlar içerisinde görmek mümkündür. Burada söz konusu edilen Selefilik ile İslam'ın erken döneminin kurucu ve örnek şahsiyetlerine referansta bulunmayı ifade eden selef kavramı arasında isim benzerliği dışında ciddi bir benzerlik kurmak doğru değildir. Zira selef-i salihin veya ehl-i sünneti hâssa olarak da isimlendirilen bu dönemin fazilet ve rehberliği hususunda bütün İslam ekollerinin ittifakı söz konusudur. XIX. yüzyılın başlarında filizlenen ve özellikle XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kendini belirgin bir özne hâline getiren yeni Selefi hareketler ise aynı hürmeti elde etmek şöyle dursun, metotlarına, mahiyetlerine ve yerliliklerine dair sürekli bir sorgulamanın muhatabı olmuşlardır. Bu yeni selefi dünce tarzının son otuz yıl içerisinde bünyesinden çıkardığı el-Kaide, Taliban, eş-Şebâb, Işid/Deaş, Boko Haram ve benzeri cihatçıİslami grupların söylem, tutum ve eylemleri göz önünde bulundurulduğunda söz konusu hareketler hakkındaki şüphelerin hiç de yersiz olmadığı görülmektedir.  

Çağdaş dönemdeki Selefiyye terimi, herkesin gaye, hedef, beklenti ve stratejisine göre anlamı genişleyebilen bir mahiyete sahiptir. Bu itibarla söz konusu terimin bir mezhebin ismi olmaktan ziyade bir düşünce, paradigma hatta bir ideolojiyi ifade eden şemsiye bir kavram olduğu söylenebilir. Bu sebeple Selefilik derken aslında tek bir Selefilikten bahsedilemeyeceği de önemle vurgulanmalıdır. Yöntem ve düşünce tarzı açısından birbirinden farklı onlarca hareketin kendisini bu sıfatla nitelendirmesi en radikal düşünce ve tedhiş grupları tarafından bu ismin memnuniyetle kullanılması da bu tespiti desteklemektedir. Kendileri açısından bu ismin tercih edilmesinde özellikle İbn Teymiye ve İbn Kayyim çizgisinden aldıkları ilhamın etkisi kadar önceki nesillerin kutsallığı düşüncesine dayanarak kendi meşruiyetlerini sağlama faydacılığının tesirinden de söz edilebilir. Her ne kadar bu zümreler kendilerini erken dönem selefiliğine nispet etseler de modern Selefi hareketlerin kökenine yönelik analizlerin ucunun çoğu kez iki asırlık Vehhabilik öğretisiyle kesiştiğini söylemek daha doğru olacaktır.  

Selefiliğin tarihi bir hayli eski olsa da yarı siyasi yarı dinî bir ideoloji olan çağdaş Selefiğin başlangıcını XVIII. asırda Muhammed b. Abdülvehhap (1703-1792)'ın fikirleri etrafında oluşan Vehhabilik hareketine dayandırmak mümkündür. Hanbeli bir gelenekten gelen Muhammed b. Abdülvehhap ile o sırada Deriyye emiri olan İbn Suud arasında "silah gücüyle de olsa Allah kelamını hâkim kılmak"üzere varılan anlaşma uyarınca artık kendi dinî anlayışları dışındaki zümreler üzerinde silah kullanmanın meşruiyeti temin edilmiş oluyordu. Bu hareketin ilk düşmanı o sırada bölgenin hâkimi olan Osmanlı Devletiydi. Tevhidi tesis etmek, bidatleri ortadan kaldırmak ve asr-ı saadete dönmek gibi görünüşte temiz ideallerle zuhur eden bu hareket ve yine daha sonraları aynı ideallerden beslenen diğer Selefi anlayışlar kendilerini hakikatin yegâne temsilcisi olarak görmeleri sebebiyle Müslüman kardeşlerinin kanını helal görme noktasında herhangi bir tereddüt göstermiyorlardı. 

Günümüze gelecek olursak özellikle Suudi Arabistan'ın 1970'li yıllarda elde ettiği ekonomik refah ve dünyaya açılma stratejisiyle birlikte o zamana kadar kapalı devre ve dar bir muhitte faaliyet yürütmüş olan Selefiler, İslam coğrafyasında daha önceden tanık olunmayan bir pozisyon elde etmeye başladılar. Ayrıca Arap coğrafyasındaki tek tipçi baasçı totaliter yönetimlerin baskısından kaçan İslamcı önderlerin ve akademisyenlerin Suud üniversitelerinde istihdam edilmesi ve onların da katkısıyla değişen Vehhabiliğin bir bakıma mutasyona uğramasıyla beraber Selefilik daha baskın bir şekilde cihatçı karaktere bürünmüştür. Bu yönüyle Suudi Arabistan'daki yerleşik selefi zihniyetin dahi bu yeni kontrolsüz cihatçı eğilimden ciddi rahatsızlık duyduğunu iddia etmek yanlış olmaz. Nitekim 1979 yılındaki kanlı Mescid-i Haram baskının önderi Cüheyman el-Uteybi ve taraftarlarının, Suud rejimini kâfirlerle ittifak yapmak, doğal kaynakları onlara peşkeşçekmek ve nihayetinde de kâfir ve müşriklere karşı sürdürülen cihadı engellemekle suçladığı bilinmektedir. Yeni Selefi hareketler açısından bu aşama sadece uluslararası Siyonist ve sömürgeci batılı güçlere karşı değil, kendileri açısından işbirlikçi olarak gördükleri birey toplum ve iktidarlara karşı da siyasi ve silahlı bir mücadeleyi benimsemeleri sebebiyle cihadi selefilik olarak anılmaya başladıkları döneme tekabül eder. İslam coğrafyası bu tarihlerden sonra istikrarsızlığın boy gösterdiği her bölgede Selefi söyleme sahip cihatçı grupların ortaya çıkmasına tanıklık edecektir. Bunun ilk örneği ise Sovyetlerin Afganistan'ı işgal etmesinin ardından gerçekleşmiştir. 

Afganistan'ın işgalden kurtarılması için sürdürülen mücadele için bölgeye gelen cihatçı gruplar düşünce ve idealler açısından homojen olmasa da düşmanın kimliği ve mücadelenin meşruiyeti konusunda hemfikirdiler. Bu durum savaşın ardından birbirilerini tekfir etme ve kanlarını helal görme aşırılığına savrulacak bu grupların savaş süresince kendi aralarındaki ihtilaflarını dondurmalarına ve ertelemelerine imkân tanıyordu. İşgalin bitmesiyle birlikte ciddi bir savaş tecrübesi de elde etmiş olan bu insanlar kendi ülkelerine kabul edilme hususunda zorluklarla karşılaştılar. Böylelikle düşünce kodları açısından son derece katı ve aynı zamanda büyük bir savaş kabiliyetine sahip olan kontrolsüz militer gruplar dünyanın dikkatini çekmeye başladı. Özellikle de 11 Eylül saldırılarıyla birlikte dünya gündeminin en önemli başlıklarından biri hâline geldi. Bundan dolayı cihatçı Selefi hareketlerin zihnî alt yapısının tahlili bu sorunun çözümü ve boyutlarının tespiti bakımından önem arz etmektedir. 

Genelde Selefilerin özelde ise yeni Selefi/cihatçı grupların siyasi ideolojilerini oluşturan zihniyetin temel iman kabulleriyle ilişkili olduğunu söylemek zorundayız. Bu grupların son otuz yıl içerinde uyguladıkları tedhiş eylemlerinin muhataplarının ve sebep olduklarıölümlerin %80'inin Müslüman bireyler olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu zümreleri böylesi soğukkanlışekilde Müslüman kanı dökmeye iten inanç dinamiklerinin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Her ne kadar bu hareketlerin birçok bakımdan klasik Selefilikle aralarında derin farklılıklar bulunsa da gerek klasik Selefilerin gerekse de bu yeni grupların inançları arasında bazı ortak kabullerin bulunduğu da ifade edilmelidir. İslam'ışiddet merkezli bir kabule hapseden bu akımların zihin çözümlemesi yapıldığında şiddete yönelik motivasyonlarının iman ve imanın mahiyeti hakkındaki tercihlerine dayandığını ifade etmek yerinde bir tespit olacaktır. Onlara göre iman; tasdik, ikrar ve amelden oluşmaktadır. Allah'ın zatı hakkında Kur'an ve hadislerde nispet edilen bütün bilgilere herhangi bir tevilde bulunmaksızın olduğu gibi iman etmek gerekir. Tevhit onlara göre rububiyet, uluhiyet ve amellerle ilgili boyutları havidir. Muvahhit olduğunu iddia eden kimsenin bu boyutların her birini eksiksiz ikmal etmesi zorunludur. Bu konuların herhangi birisinde eksiklik gösteren kimse şirke düşmüş olur. Dolayısıyla kâfir olur ve tekfir edilir. Kebair olarak isimlendirilen büyük günahları işlemek de kişiyi küfre düşürür. Küfür ve şirk hiçbir nedenden ötürü mazur görülemez, müsamahayla karşılanamaz ve Müslüman olarak bilinen kimselerden sadır oldu diye haklarında hüsnüzan beslenip hükmü Allah'a havale edilemez. Onlara göre böyle bir tercih irca anlamına gelir ki bu da sapık Mürcie mezhebinin tercihidir. 

Bu hareketlerin temel görüşlerinden birisi de herhangi bir mezhebin mukallidi olmayı şiddetli bir şekilde eleştirmeleridir. Zira onlara göre Kur'an, sünnet ve sahabe kavli gibi şer'i delilleri anlama yeterliliğine sahip olmayanların çevrelerindeki âlimlerin fetvalarıyla iktifa etmeleri yeterlidir. Bu anlayış sadece belli başlı fıkıh ekollerinin mukallidi olmayı değil bütün tasavvuf ekollerini, kavramlarını ve pratiklerini en hafifiyle bidat kategorisi içerisinde değerlendirmektedir. Bu noktada tespit edilen bidatlerle tebliğ, vaaz, ikaz, münakaşa yöntemleriyle mücadele etmek eğer hâlâ bidatten şirk ve küfürden vazgeçilmezse zor kullanmak suretiyle bu sorunları ortadan kaldırmak şer'i bir vazife olarak görülür. Bu nitelikleriyle İslam'ın en tutucu ve muhafazakâr kanadını temsil eden Hanbeli çizgiye benzerlikler gösteren modern Selefilik kullandıkları metot, söylem ve eylemleri açısından çok daha uç bir noktaya savrulmuştur.  

Bu zümrelerin bu şekildeki ötekileştirici tutumlarının altında inanç ve ideolojilerinin doğruluğu hususundaki kesin kanaatleri yatmaktadır. Bu konudaki mutlak kabulleri bir taraftan tedhiş eylemlerinin meşruiyeti noktasında vicdanlarında oluşabilecek istifhamları ortadan kaldırırken; diğer taraftan kendi aralarındaki bölünmenin fitilini ateşlemektedir. Zira değişen şartlara göre dinî metinler sürekli yorumlanırken zorlanılan yerde ortaya atılan farklı görüşler, geleneği temsil eden anlayışlarla yeninin peşinden gitmek isteyen akımlar arasında cepheleşmeye sebep olmakta ve tartışma kısa bir süre içerisinde bidat, küfür ve şirk kavramları etrafında alevlenmektedir. Bundan dolayı birbirinden farklı hatta hasım olan birçok farklı Selefi akımla karşılaşmak mümkündür. 

Yukarıda zikrettiğimiz iman kabullerinin büyük kısmı aslında Müslüman kitlenin çoğunluğunu ifade etmesi sebebiyle sevâd-ıâzam olarak isimlendirilen Sünni camianın da ortak kabullerini ifade eder. Ne var ki arada şöyle büyük bir fark söz konusudur. Ehlisünnet anlayışı mümin olduğunu ikrar eden kişinin herhangi bir fiil ve sözünden ötürü tekfir edilmesi konusunda son derece ihtiyatlı bir çekimserlik sergilerken; bu yeni Selefi söylem ise aceleci bir peşin hükümlülük gösterir. Gazali'nin ifadeleriyle söyleyecek olursak "kişinin imanı konusunda yanılmak, küfrü konusunda yanılmaktan evladır" şeklindeki temel strateji bu yeni hareketlerin ötekileştirici tavrıyla ehlisünnetin kapsayıcı tavrı arasındaki farkı göstermesi bakımından kayda değerdir. Bu yönüyle bu hareketler her ne kadar kendilerine bu ismi yakıştırmasalar da yeni Selefilikten daha ziyade neoharici yani yeni Haricilik olarak isimlendirilmeyi hak etmektedirler.