24 Haziran 2021 Son güncelleme saati 18:46 GMT پنجشنبه 03 تیر 1400
27 Mayıs 2021 00:10
İsmail Bendiderya -Yorum Suudi hanedanı, Baki mezarlığını neden harabeye çevirdi? Yevm’ul Hedm
FHA- Hacca gidenler bilir; Medine-i Münevvere’de, Peygamber efendimizin -s- mübarek türbesinin hemen karşısında, her tarafı parmaklıklar ve kalın duvarlarla çevrili olan ve günde sadece 1 saat ziyaret edilebilen ve içi tam bir harabeyi andıran bir mezarlık vardır.

FHA- “Sahipsizler, kimsesizler, terk edilmişler” mezarlığını andırır… Dümdüz edilmiş mezarların taşı bile yoktur.

 Çünkü bugün o topraklarda, bu mezarların üzerinde kimliğini belirtecek bir taş konulup tek kelime yazılmasına izin vermeyen bir Suudi Vahabiliği vardır

Baki Kabristanı’dır bu.. Eski kaynaklarda arama yapacaklar için “Bakiy, Bakiyy” şeklinde de yazıldığını hatırlatmakta yarar var.

Bu tarihi mezarlığa “Cennet’ul Bakîy” de denilir.

   ***

Tarihi değeri çok yüksek mekânlardan biridir.

2000 yılı bulan bir geçmişi vardır ve bu tür mekanlar dünyanın her yerinde çok özel şekilde korunur.

Ama Suudi Arabistan’ı yönetenler böylesine büyük bir tarihi değeri yerle bir etmiş ve tarihe pek meraklı olan Batılı veya batı çarpılmışı bilim adamları her nedense, bunu pek dile getirmemişlerdir.

Nedenini birazdan öğreneceksiniz…

   ***

Ayrıca, dinî değeri de fevkalade bir mekândır burası…

İslam’dan asırlar önce burası mezarlıktı.

Peygamberimizin hicretinden sonra, bizzat onun emriyle, vefat eden veya şehit düşen bazı sahabe de bu kabristana defnedildi.

Baki Kabristanına defnedilen ilk Müslüman, sahabe-i güzideden Osman B. Maz’un ve Es’ad b. Zurare Hazreci olup hicretin 1. Yılından itibaren burası sadece Müslüman mezarlığı değil, aynı zamanda çok nadide bir “Sahabe Kabristanı” da olmuştur.

1442 yıllık bir İslam Kabristanı…

1442 yıllık bir İslam tarihi yatar burada…

Bakiy’de tam 4 Ehlibeyt imamı yatar:

İmam Hasan Müçteba

İmam Zeynelabidin Seccad Ali

İmam Muhammed Bâkır’el Ulum

İmam Cafer Sadık

   ***

Bu aleyhisselamlara ilaveten, burada bir rivayete göre, peygamber efendimizin “Kevser” i olan Hz Fatıma anamız da yatmaktadır.

Hz Fatıma’nın yürekler yakan o ünlü “Beyt’ul Ahzan” ı buradadır.

Hz. Fahri Kâinat Efendimizin, bazı eşleri ve müminlerin anaları da burada yatar:

1-Zeynep B Huzayme

2-Mariya B Şem’un Kıbtıyye

3-Zeynep B Cahş

4-Hazfa B Ömer

5-Safiyye B Hayy B Ahtab

6- Sevda B Zame B Kays

7- Cüveyriyye B Haris

8- Ayşe B Ebu Bekir

9- Ümmü Seleme B Ebu Ümeyye Mahzumi

   ***

 

Bu kadar da değil. Bir tarih definesi olan bu kabristanda Harre şehitleri yatar.

Kimler yok ki:

İlk 3 halifeye –bir rivayete göre- ek olarak

•       Fatıma binti Esed.

•       Abdullah b. Cafer b. Ebi Talib.

•       Akil b. Ebi Talib.

•       Halime Sadiye (Peygamberimizin süt annesi).

•       Abbas b. Abdulmuttalib (Peygamberimizin amcası).

•       Osman b. Affan (üçüncü halife); üçüncü halifenin kabri sonraları Baki’ye eklenmiştir ve genellikle bunu bilmeyenler, Osman B Mazun’la karıştırırlar]

•       Malik b. Enes (Maliki mezhebinin imamı).

   ***

 

Son Osmanlı padişahlarından Abdulmecid’in de mezarının burada olduğunu yazanlar var..

   ***

 

Mescidi Nebevi’nin çok yakınında –yürüyerek 2 dakika- bulunan bu tarihi kabristanın bugün tek girişi olan Cebrail Kapısı’ndan girdiğinizde; sol tarafta İmam Ali’nin eşlerinden ÜMM’ÜL BENİN’İN mezarı vardır.

   ***

 

Hz Peygamberimizin amcası Abbas B Abdulmuttalib,

Peygamberimizin halası Safiye (Abbas B Abdulmuttalibin kızı) ve diğer halası Âtike,

Halime Sadiye- hz peygamber efendimizin süt annesi,

İmam Sadık’ın annesi Ümmü Ferve ve daha birçok sahabe ve Tabiinin yanı sıra nice İslam âlimi de burada yatmaktadır.

   ***

Peygamberimizin diğer çocukları:

Rukayye,

Zeynep,

Ümmü Gülsüm

 İbrahim

Peygamberimizin diğer torunlarından:

 Zeyd B Hasan B Ali

 İsmail B Cafer

 Muhammed B Abdullah B Hasan Nefs-i Zekiyye de burada yatıyor.

   ***

  Daha önce de belirttiğim gibi, böylesine önemli ve eski (2 bin yılı aşkın) tarihi eserlerin hele de bu kadar köklü dini boyutları da varsa, ciddi şekilde koruma altına alınır, dünyanın harikaları arasında kaydedilir.

 İslam tarihi boyunca en saygın mekanlardan biri olmaya devam eden bu tarihi mekan, Hicaz bölgesini Osmanlı imparatorluğunun elinden koparmak isteyen İngilizler tarafından yağmalanmış ve tarumar edilmiştir.

İngilizler, bunu Suudi hanedanını isyan ettirerek onlara yaptırmıştır.

İngilizlerin İslam dinine soktuğu uyduruk mezhep olan Vahabiliğin ilk icraatlarndan biri, Cennet’il Baki’yi ve Türklere ait bütün bina, mezarlık ve kaleleri yıkıp yakmak oldu…

Haydi, Türkler Arap değil, acemdi;  dahası, o topraklara sonradan girdiler diyelim…

Peygamberimizin evlatları da mı Türktü?

Onca sahabe de mi Türktü?

Müminlerin anaları da mı Türktü?

Tabi ki hayır.

Pan-Araplara o günlerde bu palavrayı yutturmaya çalışan İngilizler, Türklere de aynı mantığı aşılayarak bu bölünme ve parçalanmalara neden olmuşlardır.

Bu işin sadece milliyetle değil, doğrudan inançla da ilgisi vardır.

   ***

Vahabiler eliyle İngilizler, sadece Cennet’ul Baki’yi değil, İslam’ın merkezi olan Mekke ve Medine’de bu dünün bütün iz ve eserlerini yıkıp yok etmek için bunu yaptılar.

Hz Hamza’nın mezarını yıkıp yerine otel dikmek istediler…

Nice Bedir şehidinin, nice Asr-ı Saadet mescidi ve binasının katili de Vahabi Suudilerdir.

Evet, yegane amaçları İslam Tarihinin hafızasını silmek ve yerine yalan bir tarih yazmaktı..

Peygamberimizin de mezarını yıkmak istediler, ama bütün İslam dünyasından büyük tepkiler ve tehditler gelmeye başlayınca, işin bu kısmını daha sonraya bıraktılar.

Vahabilik mezhebini uydurarak Sünnilerle Şiileri hepten kafir ilan ettiren İngilizler, bu yolla sadece Osmanlıyı devirmekle kalmamış, Müslümanlar arasına da büyük bir fitne sokmuşlardır.

Bölgede hâlâ Müslüman kanı döken IŞİD işte bu zihniyetin uzantısıdır.

İbn-i Teymiye ekolünden beslenen bu zihniyet, daha birkaç yıl önce Irak, Suriye ve daha başka yerlerde de sahabe mezarlarını bombalayıp yok etmediler mi?

Süleyman Şah’ın türbesini alelacele oradan neden getirdik sanıyorsunuz?

   ***

 Cennet’ül Bakiy’deki imam ve sahabe mezarları üzerinde kubbeler vardı.

Buralar Osmanlı döneminde en bakımlı türbelerdendi

Vahhabiler, biri hicri 1220 yılında ( miladi 1806) ve diğeri hicri 1344 (miladi 1926)  yılında olmak üzere iki kez, kabirlerin başına, kime ait olduğunun anlaşılması için mezar taşı konulmasının ve üzerine kubbe ve türbe korunağı yapılmasının ve ziyaret edilmesinin bidat olduğunu iddia ederek, Baki’deki mezarlık ve türbelerin hepsini yıkmışlardır. Baki’nin yıkılması, başta Osmanlı ve İran  devletleri gelmek üzere, İslam ülkeleri tarafından şiddetle protesto edilmiştir.

 Bu nedenle Müslümanlar o gün bugündür Yevmu’l-Hedm (tahrip günü) olarak meşhur olan, Şevval ayının sekizinci günü matem meclisleri düzenler; mersiye ve ağıtlar yakarak, Baki’nin tahrip edilişini yad ederler.

 Bakiy Kabristanı’nın ilk yıkıldığı günler, Osmanlı Devleti’ne karşı Suud hanedanının Hicaz’da isyan başlatıp Vahabilerin yönetime el koyduğu günlerdir. 1806’da başlayan İngiliz menşeli Vahabi isyanını bastıran Osmanlı devletinin ilk işi, Bakiy Kabrstanını tekrar onarmak ve tekrar türbelere kubbelerini inşa etmek olmuştur.

Yani o günün Osmanlısında fevkalade güçlü bir İslamiyet hamiyeti ve Ehlibeyt sevgisi vardır.

   ***

 Bakiyy Kabristanı’nın ikinci ve en acı tahrip olayı hicri 1344 şevval ayının 8’in de, yani 1926’da Suudi Arabistan Vahabilerinin üçüncü defa iş başına gelmeleriyle olmuştur.

 Vahabiler İslam mukaddesatına ihanet ve aşağılamaya yönelik fetvalarıyla Ehlisünnet imamları, sahabe ve Peygamberin Ehlibeyt’inin mutahhar kabirlerine ikinci defa vahşice saldırarak Baki mezarlığını viran olmuş bir mezarlığa çevirerek tanınmaz bir hale getirdiler.

Batılı seyyahlardan Alden Rater “Medine-i Münevver’deki Baki kabristanı, ikinci defa Vahabilerce yıkıldı, mukaddes kabirler feci bir şekilde viran oldu ve Vahhabiler o yıkım sırasında, kabirlerin ve kubbelerin şekillerini de değiştirdiler.”

   ***

Ne var ki, Yahudilerle çok yakın bağları olan ve bugün açıkça terör ve işgal devleti Siyonist İsrail Yahudilerinin Hicaz topraklarına ayak basmasına izin ve vize veren Suudi Vahhabiler; sadece Baki mezarlığındaki kabirleri tahrip etmekle yetinmediler…

  Vahabi Suudiler, Hz Peygamber efendimizin de kabrini yıkmaya yeltendiler, ama dünya Müslümanlarının geniş çaplı itirazlarından dolayı bu kin ve nefret dolu davranışlarından vazgeçtiler.

O gün bu fetvayı veren Medine müftüsünün fotoğrafına bakanlar, bu iğrençliği işleyen Vahabilerin suratlarına yansıyan sıfatları hakkında kolayca fikir edinebilirler…

Müslüman olduktan sonra adını İbrahim koyan İsveçli seyyahlardan Luiz Perhart’ın hatıratındaki şu ifadeler tüyler ürperticidir: “Medine’de defnolunan İmamların ve sahabenin makamına göre bu mezarlığın alanı çok küçük ve doğudaki ve özellikle de Arabistan’daki diğer ziyaret yerlerine kıyasla gören her kesin dikkatini çeken bir taş ve toprak yığınıdır.”

Baki Mezarlığının Yeniden Restoresi İçin çalışma

 Ehlisünnet ve Ehlibeyt âlim ve fakihlerinden birçoğu ve hatta siyasi liderler Bakiy Kabristanının yeniden restore edilmesi için çok çaba harcadılar, ama sürekli Suudi Vahabilerce engellendiler.

1926 olayında, İran ve Türkiye’nin yanı sıra Pakistan, Malezya ve Hindistan Müslümanlarının da ciddi tepkileri olduğu ve Türkiye’yle İran’ın, Hz Resulullah’ın -s- mezarının yıkılması halinde Hicaz’a ordu gönderebilecekleri tehdidinde bulundukları söylenir.

1981’de Abdulaziz Bin Baz adlı Suudi Arabistan Başmüftüsünün fetvasıyla yine Peygamberimizin “Yeşil kubbeli” türbesi yıkılıp yerle bir edilmek istenmiş, İmam Humeyni’yle 100’den fazla Ehlisünnet ve Ehlibeyt aliminin “cihad ilan ederiz” tehdidi karşısında Suudi Vahabiliği tekrar geri adım atmak zorunda kalmıştır.

   ***

 İngiliz tarafından güdülen Suudi devleti, o kutsal beldelerden İslam’ın  bütün izlerini yıkmak için elinden geleni yapmaktadır.

Müslümanlar sadece İsrail’e değil, onun bölgedeki en yakın hamisi ve “normalleşicisi” olan Suudilere de dikkat etmek ve gereken ayarı vermek zorundadır.

 Unutmayalım ki, Müslümanların kıblesinin bulunduğu o kutsal topraklardaki Suud yönetimi dün o türbeleri yıkmasa ve yeşil kubbeyi yıkma girişiminde bulunma cüretini göstermemiş olsaydı, bugün Siyonist İsrail, Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya saldırmaya asla cüret edemezdi..

Nitekim, islam’ da mezarlık ziyareti ve mezarlara kubbe yapılmasını haram sayan vahabi Suudi krallarının, Amerika Cumhurbaşkanlarının mezarlarını ziyaret edip el pençe divan durması da bu garabetin perde arkasıdır.

Herşey ortada değil mi?

Sağlıcakla kalın efendim.