23 Eylül 2020 Son güncelleme saati 03:20 GMT چهارشنبه 02 مهر 1399
12 Eylül 2020 09:01
FHA özel raporu Gacar döneminde İngiltere’nin 10 sömürücü uygulaması – 11
FHA – Fars Haber Ajansı İran’da İngiliz sömürüsü ile milli mücadele günü dolayısıyla İngilizlerin Gacarlar döneminde İran’da 10 sömürücü uygulamasına ışık tutuyor.

FHA – Kıtlık krizi

Birinci dünya muharebesi (1914 – 1918) Gacarlar döneminde dünyada yaşanan en önemli hadise oldu; nitekim bu savaşın İran üzerinde tesiri ve İngiliz sömürüsünün uygulamaları bakımından da daha ağır oldu. Bu savaş sonucunda 1917 ila 1919 yılları arasında İran’da büyük kıtlık yaşandı, ki bu da dünya tarihinin en ağır kıtlıklarından biriydi ve büyük can kaybına yol açtı ve İranlı Holokast olarak ün yaptı.

Birinci dünya muharebesi sırasında İran tarafsızlık ilanında bulunmasına karşın, İngiliz ve Rus orduları jeo politik gerekçeler ve savaşı sürdürmek için ihtiyaç duydukları İran’daki hayati kaynakları ele geçirmek üzere iki taraftan İran’a girmeye başladı. Rus birlikleri Azerbaycan kentleri, Erdebil, Kazvin ve Enzeli liman kentini işgal ederken, güneyde de Buşehr ve Lenge liman ketleri başta olmak üzere bazı bölgeler İngiliz güçlerin işgaline uğradı. Yine İngiliz askerler Hindistanlı askerlerle birlikte bölgede petrol tesislerini koruma bahanesi ile Abadan kentini işgal etti.

1917 yılında Rusya devriminin ardından Rus askerler İran’dan çekildi ve İngiliz sömürüsü bu güçlerin yerini doldurmak için Almanların ve Osmanlı’nın tehlikesini abartmaya başladı. Böylece İngiliz güçler 1917 yılından itibaren İran’ın tümünü işgal ettiler ve ihtiyaç duydukları erzakı temin etmek için İran halkının ürettiği her türlü gıda maddesini hatta İngiliz güçlerin ihtiyacından daha fazlasına el koyarak depolamaya başladılar.

Bazı uzmanlara göre bu büyük kıtlık krizi sırasında İran nüfusunun yüzde 40 kadarı açlık, kötü beslenme ve bu durumlardan kaynaklanan hastalıkların yüzünden öldü. Aslında Gacar krallarının kifayetsizliği ve kral Ahmet’in bizzat erzak depolaması, İngiliz devletinin İran’da tahıl ve diğer gıda maddelerini geniş çapta satın alması, Hindistan ve Mezopotamya’dan gıda maddeleri ithal edilmemesi, Amerika’dan gıda maddeleri ithalatının engellenmesi ve bazı mali politikalar ve özellikle İran’a petrol geliri ödenmemesi, bu korkunç kıtlığa sebebiyet veren belli başlı etkenlerdi.

Öte yandan İngiliz askerler sağlık kurallarına uymadıkları için İran’da grip ve kolera gibi epidemik hastalıkları yaymaya başladı ve İran halkı kıtlık ve sağlık imkanlarının yetersizliği yüzünden hayatını kaybediyordu.

Böylece bu kıtlık sırasında 9 milyon İranlı en acı biçimde hayatını kaybetti. Bu kıtlığın ardından İran’ın 1914 yılındaki nüfus seviyesine geri dönmesi kırk yıl sürdü.

Bu korkunç faciada çok net olan nokta, İran’ın bir dünya savaşında tarafsızlık ilan etmenin kurbanı olmasıydı. Nitekim bu savaşta çatışma taraflarından hiç biri İran kadar bu denli geniş can kaybı yaşamadı. Bu facia ayrıca İran camiasının çökmesine ve İngiliz sömürüsünün İran’a musallat olmasına ve kukla hükümetleri işbaşına getirmesine ve halkın seçtiği hükümetlere karşı darbe yaptırmasına ve sonuçta savaşta müttefik güçlerine zafer armağan etmesine vesile oldu.

Bir zamanlar İranlı ünlü bir yazar yazdığı romanın kuruntulu karakterinin dilinden her türlü çıkmaz durumunda “Bu iş İngilizlerin işi” cümlesini söyleyerek İngiliz sömürüsünün İran’da ne denli nüfuz ettiğini anlattı ve bu cümle İran’da adeta bir atasöze dönüştü. Gerçi İngilizlerin yağmacı ve sömürücü tarihine bakıldığında, bu cümlenin çok şey ifade ettiği söylenebilir.

Kuşkusuz bu tür tarihi olayları gözden geçirmek ve saldırgan düşmanlara karşı bu denli ihanet, satılmışlık ve savunmasızlık her hür insanın yüreğini sızlatan bir durumdur. Ancak ne var ki İran İslam inkılabı gerçekleştikten sonra sadece İngiltere değil, tüm ecnebi güçlerin eli İran üzerinden kesildi ve sonuçta İran milletini gururlandırdı.

Bugün eğer İslam Cumhuriyeti nizamı dünyanın süper güçlerinden birinin petrol tankerini İran karasularını ihlal ettiği gerekçesi ile tevkif ederek o ülkenin denizcilerini suçlu olarak gözaltına alabiliyorsa ve haklarında kendi yargısı ve yasalarına göre karar verebiliyorsa, tüm bunlar İran İslam Cumhuriyeti nizamı küresel istikbarı ve uluslararası düzenin liderlik modelini hem siyasi ve hem iktisadi açılardan sorgulayabildiğini göstermektedir. Bir başka ifade ile İran İslam Cumhuriyeti ilk kez ve asırlar sonra sömürücüleri direniş söylemi ile durdurabilmektedir.