8 Ağustos 2020 Son güncelleme saati 14:44 GMT شنبه 18 مرداد 1399
26 Haziran 2020 09:23
Ali Haydar Haksal -Yorum Ze gençliği ve gelecek
FHA- Gençliğin durumu ilerleyen zaman içinde sürekli konum değiştiriyor. Dönemsel oluşlar en çok onların üzerinde etkili: “Devrimci”, “Ülkücü” “Milli- İslamcı” gençlik…

FHA- Geçmişte siyasal ideolojiler gençlik üzerinde etkindi. Kamplaşmalar ve kümelenmeler oluyordu. “Devrimci”, “Ülkücü” “Milli- İslamcı” gençlik. Belli cemaatlere bağlı olanlar. “Nurcular”, “Süleymancılar”, “Mücadeleciler” vd. Bunların bir kısmı, zararsız gibi görünen, suya sabuna dokunmayanlar olarak tanımlanırlardı. Olayların veya doğrudan eylemli hareketlerin dışında kalırlardı. Renklerini pek belli etmezlerdi.


Bunların bir kısmı birbirlerine karşı oluşturulmuşlardı. Komünizme karşı kurulan dernekler, vatan kurtarma sevdasında olanlar. Gerçi hemen hepsi ve daha çok bir kısmı kendilerini asıl vatan sahipleri olarak görürlerdi.


Bunlar çekim alanları olurlardı. Şarkılı, türkülü, marşlı bir yaklaşımları vardı. Gelecek tutkularını da bunlarla seslendirirlerdi. Devlet destekli oluşanlar daha baskındı. Çünkü onlar vatan kurtaran rolünde devletin yapacaklarını yapmakla kendilerini yükümlü görürlerdi. Bu durum hâlâ kimi çevrelerde görülüyor.
Darbeler dönemlerin sonu oluyor genelde. Her darbe, bir kesim hedef alınarak yapılıyor, onların üzerinden bir silindir gibi geçiriyor, pestilini çıkarıyor, posalarını bırakıyor sadece. Bu, devletin değişmeyen kuralı. Aşırılıklar onları bitirirken kendi sonunu da getiriyor.

İdeolojilerin bitişiyle çok şey değişmiş bulunuyor. Siyasal partiler ve çevreleri ısrarla bunu ayakta tutmaya çalışıyorlarsa da yeterli olmuyor.


Gençlerin bıktığı, umutlarını yitirdiği, gelecek kaygılarının arttığı bir dönem yaşanıyor. Diji dünya da bunu fazlasıyla besliyor ve etkiliyor. Bir kesim bir diğer kesim üzerinde aşırı ve baskıcı bir tutum üstlenirken bunu da fazlasıyla yaparken bu yeni gençlerin ve kuşakların gelecek umutları köreliyor. İdeal ve hedefleri kalmıyor. Kamuoyu yoklamalarının sonuçları bunu gösteriyor. Bu topraklarda, bu ülkede yaşamak istemiyorlar. Alınan eğitimin, diplomaların işe yaramadığını, yaramayacağını görüyor. Bir kesimin devletin imkânlarından alabildiğine yararlandığını, basamakları tırmandığını görüyor. Kendilerinin böyle bir şanslarının olmadığını görüyor.


Irk ve parti üstünlüğü kimi kesimleri tamamen umutsuz kılıyor. Yeteneklerinin, çabalarının, emeklerinin bir işe yaramayacağını görüyor.


Hamaset ve vatan şarkıları artık işe yaramıyor. Çünkü vatan bir kesim için var, bir kesimin işine geliyor, daha rahat ediliyor. Bu hemen bütün kesimler için geçerli. Kucaklayıcı anlayış da yeterli değil. Çünkü üretimi ve iş sahaları olmayan bir dönemi yaşıyor. Kapitalist sistem kişiyi kendi başına bırakıyor, ne hâli varsa görsün düşüncesinde. Bu, son dönem “pandemi” sürecinde kimi Batı ülkelerinde görüldü. Sağlık güvencesi olmayanlar sokaklarda kaldı.

İnanç ve düşünceler de yeterli bir sığınma alanı değil ne yazık ki. Adalete olan güvensizlik, mafya örgütlerinin ve para sahiplerinin gücünün etkili olduğu gerçeği göz ardı olmuyor.
Güçlü olan kesim her söze, hakka sahip. Devletin tutumu da böyle. Bir kesimi hötler, ağır cezalandırırken, diğer kesim kendine göre her hakka ve güce sahip. Bir kesimin suçları görmezlikten gelinirken, bir kesimin en küçük bir kusuru anında cezalandırılıyor.


“Diji” ya da “Ze” kuşağı gerçekliği olsun ya da olmasın hayal dünyasında olsa bile artık hiçbir şeye ve duruma bağlı ve bağımlı değil. İnanmayan, başıboş, inançsız, idealsiz bir gençlik var. Onlara dönük yasal oluşlar yeterli olmuyor. Gözleri Batı’da. Orada kendine yer buluyor, öyle düşünüyor.


Kuşaklar arası çatışma, birbirlerini anlamadan yoksunluk, baskı, etkili gençler üzerinde. Onların çıkış yolu gününü ve kendini yaşamak. Adalet, hakkaniyet ve sevgi inancı olmuyor. Biliyor ki bunlar belli kesimler için var. Belli kesimler ne yaparlarsa yapsınlar bu nimetlerden yararlanamayacaklar ve hatta kendilerine bu kapılar kapalı. Ve artık başa dönülerek yeniden düşünmenin zamanı.

 

Gençlik geleceğimiz ve umudumuz. Onlarla olan ilişkilerimiz, seslenişlerimiz geleceğimize. Onları anlama, bilme, suyunda gitme birlikte yön alma sorumluluğu hemen hepimizin üzerinde.


Dönemler var, bunları ilk yazımızda kısmen özet olarak verdik. Bundan sonrası ise daha dar alanda sorunlara odaklanmalıyız. Düşünme üzere odaklanma.


Her dönemin koşulları kendine göre. Yetişme tarzları, alışkanlıkları, beslenme kaynakları, eğlence tarzları farklı. Geçmişte yaşananların birçoğu bugün için gündemde değil. Her şeyden önce şehirli gençlerle karşı karşıya bulunuyoruz. Şehirlerde de hızlı bir değişim var. On yılları ölçü alırsak çok değişkenlik gösterir.
Kırk yıl önce Teksas, Tommiks vb. çizgi romanları okuyanların yaşları artık ellinin üzerinde. Gene dönemin magazin dergileri de öyle. Birbirine koşut.

Sonraki yıllarda ise bilgisayarların hayata girmesiyle ilgi alanları değişti. Atari ve benzeri oyunlar merkezdeydi. Şimdi tamamen farklı bir gençlik var. Zevkleri, algıları, dünyaya bakışları çok değişik.
Altmış yetmiş yaş üzerinde olanların jandarma ve polis korkuları baskındı. Kara bir gölge gibi insanların üzerindeydi. Sonraki dönemlerde onlara karşı başkaldırılar giderek belirginleşti. Çatışmalar ve ölümler yaşandı. Bugün de polis baskısı ile bastırılma düşüncesi hâlâ ağırlıkta. Ne yazık ki bu da acılar yaşatmakta.


Gençlerin mutlulukları, ilgileri ve heyecanları giderek farklılık arz ediyor. Kimi şeyler umurlarında bile değil. Rahat ve bohem yaşama duygusu etkili. Çocuklar artık büyüklerini dinlemiyor. Biraz olsun kendilerinin farkına varanlar, uyananlar tepkilerini çok rahat verebiliyorlar. Anne ve babalarını dinlemiyorlar. Anında evlerini terke ediyorlar. Korkuları ve endişeleri yok gibi.


Baba ya da erkek baskısının etkisi çok daha azaldı. Geleneksel düşünüşleri olan ve geçmişe ait kültürle hayatlarını sürdürenler çocuklarına karşı çok zor durumdadırlar. Yakın dönemlerde kadınlar daha baskındırlar.

Okul eğitimleri günümüzde çok da belirleyici olmuyor. Eve kapanan gençlerin özel, sokak ya da mahalle arkadaşları yok. Diji arkadaşlıklar yaygın. Birbirlerini görmeseler de onlarla ilişki içindedirler. Onlarla konuşuyorlar, tartışıyorlar ve eğleniyorlar. Mutlu olmayan evli veya değil, fark etmiyor, kadınlar gözlerini kırpmadan evlerini terk ediyorlar. Sonuçları düşünmüyorlar. Özellikle gençler bu konuda daha çok cesur. Yasaların da getirdiği cesaretler var. Konum ve durumlarını tehdit olarak kullanıyorlar.

Geçmiş kuşakları tehdit eden ideolojik keskinlikler yok. Kimsenin bu gibi düşünceleri önemsemediği ortada. İdeolojik keskinlikler yerine kimi kesimlerin özellikle baskıcı tutumları, korkutma düşünceleri kitleleri parçalı hâle getiriyor. Eskiden kurtulmuş mahalleler ve okullar vardı. Bir solcu sağcıların, bir sağcı solcuların mahallelerinde ve okullarında barınamazdı. Bu ayırım da yok artık.


Bir dönem 28 Şubat sürecinde devlet kaynaklı yaklaşımlarda muhafazakârlar ile modernler, liberaller arasında çatışmalar vardı. Bunların da bugün için bir karşılığı yok. Tesettürlü bir hanım elini kolunu sallayarak bir bara gidebiliyor, karışık ortamda dans edebiliyor. Eğlence yerlerinde görünüyor ve geziniyor. Tavla oynuyor, rahatlıkla sigarasını içiyor, argo konuşuyor. Dahası örtünme sadece bir aksesuar veya bir alışkanlık. Bunları ayıpsadığımız için anlatmıyoruz. Yaşananlardan söz ediyoruz. Üzerlerindekini rahatlıkla sıyırıp atabiliyor. Davranışlar bakımından ideolojik görünüm, kimlik ve duruş o kadar da önemli ve baskın değil.


Çok hızlı bir değişim var. Muhafazakâr siyasal oluşlar onları artık çok da ilgilendirmiyor. Belki de ilgilenmiyorlar. O an için keyiflerince yaşamaya bakıyorlar. Bundan da mutlular.