8 Ağustos 2020 Son güncelleme saati 18:27 GMT شنبه 18 مرداد 1399
10 Temmuz 2020 11:29
Adnan Öksüz -Yorum Başbağlar ve Sivas olaylarının gerçek yüzü!
FHA- Bahaddin Elçi aradı…Bahaddin bey, 1991-1995 arası Refah Partisi (RP) milletvekili olarak parlamentoda Bayburt’u temsil etti. Hukukçu. Millî Gazete’de makalelerini, yazılarını okuyorsunuz.

FHA- Sivas Madımak Oteli ve Erzincan Kemaliye/Başbağlar olayları hakkında çarpıcı bir anekdot anlattı;

“Biz o dönemde Refah Partisi (RP) Bayburt Milletvekili olarak Meclis’te bulunuyorduk. Erzincan’da partimizin milletvekili olmadığı için aynı zamanda Erzincan’dan sorumlu milletvekilliği görevimiz de vardı. Sivas Madımak Oteli olayının hemen akabinde gerçekleştirilen Başbağlar olayından sonra partimiz birkaç arkadaşla bizi Başbağlar’da inceleme yapmak üzere görevlendirdi.

Yaptığımız inceleme sonucunda şu kanaate vardık;

* Hem Sivas’ta hem de Erzincan/Kemaliye/Başbağlar köyündeki olayların arkasında bir hain merkez var. “Her ikisi de planlanmış, her ikisi de aynı merkez tarafından, aynı hain eller tarafından gerçekleştirilmiş iki ayrı olay, iki ayrı katliam!” kanaatine vardık.

* Bir başka ifade ile Sivas’taki katliamı başlatan Sünni el olmadığı gibi, Başbağlar’daki katliamı gerçekleştiren, tetiği çeken elin Alevi olmadığını tespit ettik.

* Bu kanaatimizi döndükten hemen sonra TBMM’de gündem dışı konuşma yapmak üzere bunu aynen ifade ettik ki, her iki katliamın, olayın arkasında da aynı hain tetikçi el vardır. O zaman bu kanaatimizi Meclis kürsüsünden paylaşmıştık.” 


İŞTE GERÇEKLERİ HAYKIRAN O KONUŞMA!

Peki, Sivas Madımak Oteli ve Erzincan Kemaliye/Başbağlar köyü olaylarının meydana geldiği 1993 yılında, Bahaddin Elçi, Bayburt milletvekili olarak TBMM kürsüsünden neleri anlattı? Daha doğrusu hangi gerçekleri haykırdı?

Tarih 14.07.1993 Çarşamba.

TBMM'nin 127. Birleşimi.

TBMM Tutanakları’ndan virgülüne dokunmadan aktarıyorum;

“Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçen hafta başında Erzincan ilimiz-Kemaliye ilçemiz - Başbağlar köyünde yapılan katliam nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum.

Bu münasebetle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sizlere, bu kısa sürede özet bilgi sunmak istiyorum.

Bilindiği gibi, Başbağlar köyü, Erzincan'a 225 kilometre uzaklıkta, Tunceli ili sınırında, Erzincan'dan sekiz saatte ulaşılabilen bir köydür.

Olay saat 20.00'de başlıyor; takriben 60 civarındaki silahlı eşkıya tarafından bu katliam gerçekleştiriliyor. Başbağlar köyünün, İstanbul'da ve diğer bölgelerde, hatta yurt dışında bulunan insanları o gün köye geliyor ve aynı günün akşamında bu olay organize ediliyor...

Olay saat 01.00'de Başpınar Karakolu’na ihbar ediliyor. Buna rağmen, bu haber Erzincan'a ancak 05.00'te ulaşabiliyor.

Güvenlik güçleri ise, olayın vuku bulmasından 12-13 saat sonra ancak olay yerine gelebiliyorlar.

Görüştüğümüz yetkililer, güvenlik güçlerinin, araç, gereç, cihaz ve sayısal yönden yetersiz olduğunu söylüyorlar.

Ne yazık ki, bölge insanı, Hükümetimizden şikâyetçidir, yetkililerimizden şikâyetçidir. “Bize niye üvey evlat muamelesi yapılıyor? Niçin bir Hükümet yetkilisi bugüne kadar yanımıza gelmedi, geçmiş olsun diyemedi? Sivas olaylarında, haklı olarak, görevleri olduğu için, aynı gün, en üst düzey yetkililer gidip, yakinen ilgilendikleri halde, bize kimse niye şimdiye kadar gelmedi, geçmiş olsun demedi? Bu acı, bize deprem acısından daha ağır geldi. Televizyon ekranlarında yetkililerin hiçbir etkili tepkisini görmedik. Can güvenliği istiyoruz. Biz, Sünnî’siyle, Alevî’siyle, Türk’üyle, Kürt’üyle, yan yana, barış içerisinde, kardeşçe yaşamak istiyoruz” diyorlar.

Burada bir bildiri bırakılmıştır. Bildiri, “PKK Dersim Eyaleti Komutanlığı” imzasını taşıyor.

Özet olarak, Sivas'a misilleme olduğu, devlete karşı bir hareket olduğu, bunların devam edeceği açık bir şekilde bildirilmiş.

Değerli kardeşlerim, şimdi bir noktaya gelmek istiyorum: Aşağı yukarı yüz seneden beri halkımız bölünüyor. İlerici dediler, gerici dediler, böldüler; sağcı dediler, solcu dediler, böldüler; Türk dediler, Kürt dediler böldüler; nihayet, Alevî diyorlar, Sünnî diyorlar bölmeye devam ediyorlar; köktendinci diyorlar, köktendinsiz diyorlar bölmeye devam ediyorlar...

Bu noktada, şu tespiti ifade etmek zorundayız; Sivas'ta oteli kundaklayan el, Sünnî bir el değildir. Bunun gibi, Başbağlar köyünü kundaklayan el de Alevî bir el değildir. Bu el, aynı hain eldir. (Alkışlar)

Sünnî’si ile Alevî’sini çatıştırmak isteyen, kardeş kavgası çıkarmak suretiyle ülkemizi parçalamak isteyen hain eldir bu el. Bu tespiti, bu teşhisi iyice kavradıktan sonra ancak çözüm üretebiliriz, bu sorunlarımızı çözümleyebiliriz.

Dikkat edilirse, güneydoğu bölgemizde epey zamandan beri tırmandırılan bu olaylar, bu kıvılcımlar, Anadolu'nun bağrına doğru çekilmek istenmektedir, Anadolu'nun bağrına doğru genişletilmek istenmektedir. Sivas gibi, Erzincan gibi, etnik özellikleri, mezhebî özellikleri olan bölgelere çekilmek suretiyle cephe genişletilmekte ve ateş, bütün Anadolu'ya yayılmak istenmektedir.

Aslında, görünen, Alevî-Sünnî çekişmesi değildir, sağcı-solcu çekişmesi değildir; Türk-Kürt çekişmesi de değildir. Böyle bir sorun yoktur! Sorun, emperyalizm ile bizim insanımız arasındaki sorundur.

Çözüm nedir? Anadolu'da giderek büyümekte olan bu yangını söndürecek yegâne ilaç, yegâne söndürücü, İslam kardeşliğidir. (RP sıralarından alkışlar)

Sünnî’siyle, Alevî’siyle, Türk’üyle Kürt’üyle bu ilaca, bu söndürücüye ihtiyacımız vardır.

Onun için, bu noktada bizim diyeceğimiz bir söz vardır: Bu kanlar, bizim kanımızdır; bu canlar, bizim canımızdır. Dökülen kandan, Meclis olarak, Hükümet olarak, medya olarak, bütün yetkili kurum ve kuruluşlar olarak hepimiz sorumluyuz. Gelin, bu yangını körüklemeyelim. Gelin, bunu birlikte söndürmeye çalışalım. Bilelim ki, yanan canlar bizimdir. Kavgayı bırakalım, gelin canlar bir olalım ki, üzerimizdeki emperyalizmin oyunlarını birlikte bozalım.

Bu dileklerle, hepinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

***

BAŞKAN — Sayın Elçi, yürekten katıldığımız konuşmanıza teşekkür ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, gündem dışı konuşmalar tamamlanmıştır. Gündeme geçiyoruz…”

MERHUM ALİ TAŞDELEN

Ali Taşdelen...

İstanbul İmam Hatip Lisesi mezunu idi. Başbağlar’da şehit edilen kardeşlerimizden birisi. İslam Mecmuası, Kadın ve Aile, İlim ve Sanat, Gül Çocuk ve Panzehir dergilerini neşreden Vefa Yayıncılık'ta abone servisinde görevliydi.

Ali Taşdelen'e ve tüm şehitlerimize rahmet olsun...