26 Ocak 2021 Son güncelleme saati 07:39 GMT سه‌شنبه 07 بهمن 1399
24 Kasım 2020 17:02
Ziya Zakir Acar -Yorum Kültürümüzde Hoşgörü
FHA- İnsan ilişkilerinin temelini sağlıklı iletişim oluşturur. Bu iletişimi daha doğrusu ilişkileri incelemek, geliştirmek, iyileştirmek, barış ve huzur getirmesi için yönlendirmek şansına sahip olan da yine bizleriz.

FHA- Bu şansı doğru ve bilinçli bir şekilde ve iyi kullanmalıyız. İlişki içerisinde bulunduğumuz insanlara anlayışla davranmak, “Anlayış ve hoşgörü” kavramlarına günlük yaşamımızda ve özellikle çatışma hallerinde kurtarıcı unsur olarak dört elle sarılmak, sorunsuz iletişimin en kestirme yoludur.

Hoşgörü kavramı sözlüklerimizde; her şeyi anlayışla karşılama, olabildiği kadar hoş görme durumu olarak tanımlanarak, müsamaha ve tolerans sözcükleri ile eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Kişinin kendinden farklı düşünen inanç ve davranışlarda bulunan kişilere karşı saygılı, sevecen ve katlanılır olması hali, hoşgörüdür. Görmezden gelme, müsamaha, göz yumma, aldırış etmeme gibi kelimeler de aynı anlamda kullanılmaktadır.

Câhız’ın Fezâil’ül-Etrâk adlı eserinde Türklerin faziletiyle ilgili olarak vefalı, anlayışlı, hoşgörülü, insaflı, alçak gönüllü gibi özelliklerine yer verilir.  Türkler göçebe bir millet olduğundan gittikleri yerlerde karşılaştıkları kültürlerle alış verişte bulunmuşlar, bağnaz olmamışlardır.
Türklerin ilk yazılı eserleri olan Orhun Abidelerinde de Türk beylerine hitaben söylenen "millete zahmet çektirmeyin, incitmeyin" sözü anlayışlı ve hoşgörülü bakışı içeren ifadelerdendir. Divan-ü Lügat-it-Türk’te "Toplumca takdir edilen insan tipleri arasında "ukuşlug"   (anlayışlı, zeyrek kişi), "akı" (eli açık cömert), "tüzün"  (yumuşak huylu, halim) "açukluğ"  (huyu güzel) ve "sun" (iyi huylu) söyleyişleri yer alır.
Divanü Lügat-it-Türk’te bağırsak kelimesi: merhametli, gönül alıcı anlamında yer alır. Eserde yer alan savlarda "öç, bir alacak gibi aranılan nesnedir; ondan çekin, konuğa, yabancıya gücün yettiğince iyilik eyle", "Yumuşak huylu kimselerle uğraş, kötülerle direşme, yumuşak huylu bu gibi şeyleri kaldırır fakat kötü huylu seni ezer"  ifadeleri yer alır.

Türk kültüründe hoşgörüyü çağrıştıran birçok atasözleri bulunmaktadır: Gülü seven dikenine katlanır, Hak deyince akan sular durur, Hatasız kul olmaz, Her güzelin bir kusuru vardır, O kadar kusur kadı kızında da olur.  Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. Gülme komşuna gelir başına. Çalma kapıyı çalarlar kapını. İyilik et denize at, balık bilmezse Halık bilir.  Kol kırılır yen içinde kalır.  İyiliğe iyilik; her kişinin karı kötülüğe iyilik; er kişinin kârı.

Türklerin İslamiyet’i kabulü sonrasındaki dönemde ilk Türk eserlerinden olan Kutadgu Bilig’de de hoşgörü anlayışının yansımalarını ve bu konudaki tavsiyeleri görürüz. İnsanın olgunlaşmasında, duygu inceliğine ve tefekkür derinliğine erişmesinde sevgi, sevda ve hoşgörü adı verilen ilahî güzelliklerin yeri ve tesiri tartışılmaz. En derin, en geniş, en anlamlı ifadesini yetişmiş ve kendi benliğini aşmış insanda bulan sevgi ve hoşgörü kavramları, Yunus’un gönül dilinden söze dökülürken, yine Yunus’un ifadesiyle “her dem taze”, her dem yeni, diri, iri ve duru bir hüviyete bürünmüştür. Nice gönüllerde büyük bir heyecanın, tatlı bir hayranlığın, ilahi bir güzelliğin oluşumunu sağlamıştır.
  Bir gönül adamı, bir iç âlem fatihi olan Yunus; hayatın asıl temeli ve özü mesabesinde gördüğü sevgi, sevda ve aşk dediğimiz ilahi değerleri evrensel bir yaklaşımla gönüllere kadar duyurma güzelliğini, çağlara hitabeden o büyülü, o anlamlı ve o estetik sözü sayesinde başarmıştır. “Söz ola kese savaşı söz ola kese başı”, 

Tüm yaratılmışlara hoşgörü eksenli yaklaşan Ahmet Yesevi Horasan’a, Anadolu’ya ve diğer bölgelere gönderdiği gönül mirasçılarına hoşgörülü olmayı, gönülleri kazanmayı, gönül kırmamayı, Allah için sevmeyi, Allah için yapmayı, etmeyi ve adaletli olmayı öğütlemiştir. Onun yoldaşlarından biri olan Hacı Bektaş Anadolu topraklarını onun öğütleriyle yoğurmuş, insanlarla iç içe olmuş, kul hakkını her şeyin üzerinde görmüştür. Eline, beline, diline sahip olmayı salık vermiştir. İnsanların neye inandıklarıyla değil, nasıl davrandıklarıyla ilgilenmiş, gönül kazanmakla meşgul olmuştur.

          Hacı Bektaş, Ahi Evran, Sarı Saltuk, Yunus Emre, Mevlana benzeri büyüklerin tasarrufları hep birbirine yakın olmuştur. Bu sayede Anadolu kısa zamanda erenlerin, gönül fatihlerinin yurdu haline dönüşmüştür. Bu süreç İstanbul’un fethine kadar devam etmiş, Fatih, erenlerden aldığı hoşgörü öğüdünü devam ettirmek için çok gayret etmiştir. Bu sebeple fetih sonrası Bizans’ta yaşayanların yaşayış tarzlarına, yemelerine, içmelerine, inançlarına karışmamış, onları serbest bırakmıştır. Bu sebeple sıradan Bizans ahalisi mescidi manastırlara tercih eder olmuştur. Fatih, güçlü iken erdemli davranmasını bilmiş, ezmemiş, korumuştur. Gönüllere giden yolun erdemli eylemler olduğunu anlamıştır. Kazanmaktan daha zor olan kalıcı olmayı da bu surette başarmıştır.

Anadolu’muz, tarihi seyri içinde birçok sevgi ve hoşgörü kahramanları yetiştirmiştir. Birçok tarihi şahsiyetimiz sevgi ve hoşgörünün sembolü olmuşlardır. Bugün bu tarihi şahsiyetlerimiz dünyaca tanınmış ve bu özellikleriyle takdir toplamışlardır. Anadolu’da Türk’ün yapısında olan hoşgörü anlayışı tasavvufi anlayışla birleşerek Yunus’ta doruğa ulaşmıştır. Yunus’un birçok şiirlerinde bu anlayış açıkça görülür. Herkese bir gözle bakan Yunus, "Yaratılanı hoş gördük Yaratandan ötürü" diyerek, insana insan olmasından öte Yaratana saygının gereği olarak yaklaşarak hoş görmenin gerekliliğine ince bir hikmetle dikkat çekmiştir.

Herkese bir gözle bakan Yunus Emre parolasını "sevelim sevilelim" şeklinde ifade ederek tüm Dünya insanlarına bu yaklaşımıyla örnek olmaktadır:

Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım/Sevelim sevilelim/Dünya kimseye kalmaz.

       Bizler bugün Anadolu coğrafyasında yaşayan milletler olarak o ilhamlarla tekrar buluşmak, akla dönmek, gerekirse bize ilham veren dinimizi yeniden keşfetmek zorundayız. O ilhamın ve aklın rehberliğinde çağdaş bilimle tanışmalıyız. Ancak bu tanışıklık bize yeniçağların, yeni gezegenlerin kapısını açabilir. Ancak bu tanışıklık bize yenidünyaların kapısını aralayabilir. Ancak bu tanışıklık etrafımızda dönen oyunları doğru bir şekilde anlamamıza ve tahlil etmemize, ona göre tedbirler almamıza imkân sağlayabilir.

      İnsanın, dünyaya teşrifinin iki mühim gayesi vardır. Biri; Allah’a “kul “olmak; diğeri ise, bütün canlılara merhamet ederek hizmette bulunmaktır. Bu sebepledir ki, Yunus Emre’nin şiirlerinde Allah ve Peygamber aşkına bağlı olarak, derin bir insan sevgisi bulunmaktadır. İnsan- Hâlık ve insan-insan münasebetlerini, insanın, “eşref-i mahlûkat”oluşu ve “en güzel surette yaratılması” sebebiyle, inceden inceye-kusursuz bir şekilde nasihatlerle ele alır.

            Zaten; evvelki bahislerde de, insan sevgisinin en ileri safhada tezahürüne “Allah aşkı ve peygamber sevgisinde de şâhit olmuştuk. Yunus Emre; kişiden aileye, aileden yakın çevreye ve topyekûn cemiyete kadar hemen hemen bütün müspet yolların, kendi yürüdüğü “Kur’ânî-Muhammedî”yol olduğunu, zaman zaman ürperten, zaman zaman derin düşüncelere daldıran ve zaman zaman da nasihatçi ve yalvaran sözleriyle tavsiye ve telkin etmektedir.

                     İnsanı, önce, kendi “nefsi ”ile muhasebeye dâvet eden Yunus Emre, “sevginin her güzelliğin başı olduğunu işaretle, “dostun evinin şenlenmesini arzular. Yaratılmışların hepsine karşı bu “sevgi” ile bakmanın, önce, kendi vicdani mesuliyetimiz olduğunu belirten şu mısraları da gönül huzuru ve cemiyet ahenginin tesisi bakımından önemlidir:

      İyi insan; asla yalan konuşmaz. Başkalarının malına ve namusuna göz dikmez. Dürüst ve iyiliksever olur. Vatanperverdir. Riyakârlığa yaklaşmaz, ondan kaçar. Kötülük düşünmez. Niyetlerinde, hep halisane sulh ve sükûn hedefler. Eziyet etmez; edeni sevmez. Malı, bir vasıta olarak telakki eder. Kibirden, nifaktan çekinir. Devletini, milletini ve vatanını sever. Gönül kırmaz; gönül yıkmaz.

Nefsini bilmek, benlikten geçmek, alçak gönüllü ve kanaatkâr olmak, iftira, kıskançlık, kibir, haset, kin, dedikodu gibi huylardan uzak olmak, doğruluk, iyilik, yardımcı olmak, sıkıntıya tahammül ve sabır göstermek Bektaşi ahlakinin başlıca noktalarıdır. Hacı Bektaş Veli Anadolu'da bir gönül eri olarak çalışmıştır. Hacı Bektaş Veli'ye ait olduğu rivayet edilen su dörtlükte sevgi ve hoşgörü çok güzel bir şekilde islenmiştir:

Sevgi muhabbet kaynar yanan ocağımızda
Bülbüller şevke gelir gül açar bağrımızda,
Hırslar kinler yok olur aşkla meydanımızda
Arslanlarla ceylanlar dosttur kucağımızda

“Olumsuzlukları hoş görmek ne iyidir. Zira bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır ama deniz bu kereminden dolayı eksilmez. Zaten sevgi ve hoşgörü insanlıktır”. (Mevlana)

“Gül, o güzel kokuyu, dikenle hoş geçinmekle kazandı” ( Mevlana)

“Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz. Aynı coğrafyanın nimetlerinden faydalanıyoruz…