23 Nisan 2021 Son güncelleme saati 12:00 GMT جمعه 03 اردیبهشت 1400
4 Mart 2021 09:04
Mehmet Faraç -Yorum Vahşetin referansı, failin veliahtı!
FHA- Çölde, yere yüzüstü yatırılmış yüzlerce insana sıkılan mermilerin kanlı öfkesi!..Bağdat'ta, kafaları kesilerek, kan gölüne dönmüş bir nehrin sularına atılan yüzlerce insanı gösteren ürkütücü görüntüler...

FHA- Bağdat, Halep ve Libya'nın meydanlarında kafaları, elleri, kolları kesilen masum insanların haykırışları...Suriye kentlerinde, canlı olarak apartmanların tepesinden aşağıya atılan gencecik insanların yok olduğu kan deryası...Irak'ta ve Suriye'de, kafeslere konularak havuzların içerisine atılan onlarca insanı boğulurken gösteren dehşet görüntüleri...Ve tıpkı 2 Türk askerine de yapıldığı gibi, ayaklarından zincirlenmiş insanları canlı canlı yakan vahşetin son sınırı!..Hollywood'un sarsıcı efektlerle sinemaya uyarladığı korku filmlerinin kan donduran sahneleri değil bunlar...Ne yazık ki kirli bir savaşın, daha doğrusu kışkırtıcılığın insanın midesini bulandıran taarruzları ve masum insanların gerçek ölüm sahneleridir bunlar...Yazının başında sıralanan olaylar; camilerde, türbelerde ibadet eden, Kur'an okuyan insanların arasına bombalı yeleklerle dalan Selefi kökenli IŞİD ve El Kaide eylemcilerinin canice yöntemlerini anlatan vahim örneklerdir...

 İslam'ı vuran şiddet!..
30 yılı aşkın süredir ayrılıkçı terörden dinci şiddete kadar, kanlı eylemler yapan örgütleri izleyen bir gazeteci olarak, terörün insanlığı canlı canlı toprağa gömerek, barbarlığa ulaşabileceği hiç aklıma gelmezdi...
Güneydoğu köylerinde PKK'nın katlettiği yüzlerce insanın çevreye saçılmış bedenlerini gördüm geçmişte...
Terör örgütlerinin Urfa'da, Mardin'de ve Diyarbakır'da banka şubelerine, güvenlik noktalarına ya da resmî kurumlara yerleştirdiği bombaların dehşet verici patlama gürültüleri halen kulaklarımda...
Kör şiddetin onlarca ürkütücü eylemini yakından görmüş ve bunlarla ilgili binlerce yazı yazmış bir gazeteci olarak; Selefi örgütlerin terörü göz göre göre, yani kameraların önünde bile zirveye çıkartabileceği hiç aklıma gelmezdi...
Ta ki, adına "Arap Baharı" denilen ve Müslümanı Müslümana da kırdıran barbarlığı din adına dayatmaya çalışan siyah giysili teröristler piyasaya çıkana kadar!..
Kendilerini El Kaide, IŞİD ve onların türevlerinden sayan Selefi-Vehhabi çizgisindeki onlarca örgütün meydana salınmasının "Arap Baharı" tuzağına denk gelmesi rastlantı değildi...
Orta Doğu ve Afrika'da geri bırakılmış, cahil-yoksul kesimlerin dışarıdan bir operasyonla çökertilemeyeceğini anlayan emperyalist tuzak, Müslümanı Müslümana kırdırarak, bunun adını da "Arap Baharı" olarak pazarlamayı başarınca, katliamlar da ardı ardına gelmişti...
Bunun için de, İslam'ın ilk çıkış dönemlerindeki katı bağnaz ideolojinin günümüzdeki uzantıları devreye sokulmuştu...
Ve sonunda Irak, Libya ve Suriye'de milyonlarca masum insan,
petrol yağmacılığı uğruna başlatılan savaşlarda, El Kaide ve IŞİD gibi Selefi örgütlerin kurbanı olmuştu...

 Konsoloslukta barbarlık!..
Peki; bu vahşet zincirinin Körfez Savaşı'ndan Suriye iç savaşına kadar uzanan güzergahında yaşanan barbarlık örneklerini niçin mi anımsattık?..
Çünkü 2 yıl önce İstanbul'un göbeğinde, hem de bir konsoloslukta öylesine şoke edici bir cinayet işlendi ki, Orta Doğu'da son 10 yıldır din adına kurgulanan utanç zincirinin tüm halkalarını bile geride bıraktı...
Amerika'daki yayın organlarına yazılar yazan Suudili gazeteci Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan'da tezgahlanan bir planla İstanbul'da tuzağa düşürüldü ve adeta "yok edin" talimatı üzerine de, vahşice bir yöntemle ortadan kaldırıldı...
Türk emniyet ve istihbarat birimleri başarılı bir çalışmayla bu vahşetin ardında Suudilerin olduğunu tüm ayrıntılarıyla ortaya koyunca, Birleşmiş Milletler de, Suudi prensini Kaşıkçı cinayetinde bir numaralı fail olarak damgaladı...
Amerikan istihbaratının aylardır beklenen Kaşıkçı cinayeti raporu da önceki gün açıklandığında görüldü ki, bu vahşetin talimatını Suudi Prens Salman vermişti...
Raporda, "Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın, Cemal Kaşıkçı'nın, İstanbul'da yakalanması ya da öldürülmesine yönelik operasyonu onayladığı sonucuna ulaştık" ifadesi yer aldı...
Bu vahşi cinayet, utanç verici bir diplomatik skandaldan öte, muhaliflere yönelik acımasız eylemlerde, Suudi topraklarından çıkan Selefi örgütlerin vahşet yönteminin referans alındığını da ortaya koydu!..
Ne tuhaf değil mi; adı "prens" olan acımasız bir zat, muhalifleri susturma konusunda, ülkesinin resmî mezhebi Vehhabiliğin kökeni olan Selefiliği benimseyen örgütleri bile geride bırakabilmiş!..
Baksanıza; bir veliaht prens, katillere IŞİD ve El Kaide adlı Selefi örgütlerin bile denemekten kaçındığı, kurbanı "asitle eriterek kanalizasyona akıtma" yöntemini kullandırmış!..
Uygar dünya, bu cinayetin faillerini en ağır yaptırımlarla cezalandırmazsa, IŞİD ve El Kaide gibi örgütlerle mücadele de göstermelik kalacaktır...